🦒 Ahmed Arif Doğum Günü Şiiri

Yanındaolmayı çok özledim. Bilmiyorum soldu mu güllerim. Yanında olmayı çok özledim. Bilmiyorum soldu mu güllerim. Boşver bütün olanları bugün. Senin doğum günün. Nice mutlu yıllara ah bensiz olsa da. Bugün doğum günün. Söz – Müzik: Engin Bahadır. AhmetHaşim Şiir Hakkında Ahmet Haşim’in yazmış olduğu “Bir günün Sonunda Arzu” şiiri, “Piyale” adlı şiir kitabında yer almaktadır. Yazıldığı dönemde pek anlaşılmayan, hatta anlamsız bulunan şiir, Ahmet Haşim’in duygu ve düşüncelerini MurathanMungan – Uzun Yolları Da Göze Alabilen Bir Dostluk. Murathan Mungan’ın En Güzel 20 Şiiri isimli yazımızı da okumanızı öneriyoruz. tersine çoğu kez zalimdir. toyluk zamanlarını ödetir. 12. İsmet Özel – Karlı Bir Gecede Bir Dostu Uyandırmak. karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. 13. Eysırrını bir gün doğuracak Ehram; Yazar: Arif Nihat Asya. 22-11-15. E mail: Mail Adresi Yok : Tweet : Yorumlar: 0. Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır. Seyyid Ahmed ArvasÎ ; YÜZYILIN SOYKIRIMI D. Mehmet Doğan ; SON YORUMLAR. YAZARLARIMIZ. Zuhal GEDİK OrtaAnadolu Kalkınma Birliği Başkanlığının Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği halinde düzenlediği “Ses Bayrağımız” konulu şiir ezberleme yarışmasının Kayseri il finali 16 ilçe birincisinin katılımı ile Arif Molu Anadolu Teknik Lisesi’nde 21 Nisan Salı günü yapıldı. AhmedArif'i doğum gününde Selim Bayraktar’ın sesinden "Anadolu” adlı şiirini dinleyerek anıyoruz. 09Ağustos Pazar 2020 Saat: 01:59. 1996 yılında yayımlanmış Kumdan Kaleler albümü “Denize Doğru”da, Tuna Kiremitçi’nin bestelediği bir Edip Cansever şiirine rastlarız: “Gökanlam”. Albüm kartonetindeki nottan, şiirin 1991 yılında bestelendiğini öğreniyoruz. Kumdan Kaleler ertesi yıl kurulmuş ve şarkı hızla Affetmeyiseversin Sen, af eyle, layık eyle merhamete. Her sevginin kaynağısın Muhammed, yaratıldık Sen sebebi Senden sonra peygamber yok ya Resul, elbet sensin en son Nebi. Gül görünce kokan sensin gönülde, yürek sensin, canda sensin Sen ışıksın, nurlu Tensin Muhammed, Hakkı bize öğretensin. Seni övmek haddim değil bağışla, selam selavat sanadır Hayattaykenyayımlanan tek şiir kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim'le Türk şiirinde önemli bir yer edinen Yürek işçisi şair Ahmed Arif, vefatının 29'uncu yılında anılıyor. AhmedArif Türküler geçidi, türkü sözleri ve türkü klipleri sitesi Dağlarının, dağlarının ardı, Nazlıdır. Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolana - dolana, Bir hastan vardır, umutsuz, Belki Ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak, Memesinin, memesinin altında, Bir sancı, Bir hayın bıçak Ölüm bu, Fıkara ölümü Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk 21Nisan 1927’de doğan ve 2 Haziran 1991’de 64 yaşındayken hayatını kaybeden Ahmet Arif, ezilenin, haksızlığa uğrayanın, sevdanın sesi olmaya aradan geçen 30 yıla rağmen devam ediliyor. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ ilk kez 1968'de yayımlandı ve Türkiye'de en çok basılan kitaplar arasına girdi. YAZARVE ŞAİRLERİN DOĞUM VE ÖLÜM YILDÖNÜMLERİ ADI - SOYADI Doğum Tarihi Kaçıncı Doğum Yıldönümü 2006 İtibariyle Ölüm Tarihi Abbas Sayar 21 Mart 1923 83 12 Ağus.1999 Abdülhak Şinasi 1888 117 03 May.196 NbBnw. Ahmed Arif, Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Üniversite eğitimi sırasında iki kere TCK 141'ye muhalefetten ARİF ŞİİRLERİ Anadolu Bölüm 1 Beşikler vermişim Nuh'aSalıncaklar, hamaklar,Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,Anadoluyum ben,Tanıyor musun?Utanırım,Utanırım fukaralıktan,Ele güne karşı çıplak…Üşür fidelerim,Harmanım çalışmanın,Beraberliğin,Atom güllerinin katmer açtığı,Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,Kalmışım bir başıma,Bir başıma ve musun?Binlerce yıl sağılmışım,Korkunç atlılarıyla parçalamışlarNazlı, seher-sabah uykularımıHükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,Haraç salmışlar İskender takmışım,Ne şah ne sultanGöçüp gitmişler, gölgesiz!Selam etmişim dostumaVe dayatmışım…Görüyor musun?Anadolu'nun şairidir Ahmed Arif… Hasretin, sevdanın, dağların ve umudun şairi. Tek kitabı şimdiye kadar 60 baskı yaptığına göre halkın şairi de diyebiliriz…"Anlatılanlara göre, 1927 Nisan ayının 21. gününde doğmuşum, Diyarbakır'da Yağcı sokak 7 nolu evde. Yani, yazlık ve kışlık odalarıyla, geniş avlusuyla, bahçesiyle dönemin tipik Diyarbakır evlerinden birinde."Anadolu Bölüm 2 Nasıl severim bir Askeri…Sonra Pir Sultan'ı ve Bedrettin' kalem yazmaz,Bir nice sevda…Bir bilsen,Onlar beni nasıl bilsen, Urfa'da kurşun atanıMinareden, barikattan,Selvi dalından,Ölüme nasıl mutlak isterim,Duyuyor musun?Gör, nasıl yeniden yaratılırım,Namuslu, genç var gelecekte,Her biri vazgeçilmez cihan bin yıllık hasretimin koncası,Gözlerinden,Gözlerinden öperim,Bir umudum sende,Anlıyor musun?"Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Öz anamın adı Sayre, Kürt'tür. İki yaşındayken kaybettim onu, kardeşimin doğumu sırasında. Beni büyüten, emziren, yedirip içiren, eğiten Arife anamdır. Babam; Kerküklü Arif Hikmet, Kürt değildir. Rivayete göre, babamın büyük babası Rumeli'den göçmüş buralara. Bu üçünü de çok severim, hayatta laf söyletmem onlara."Gözlerim Gözlerim maviliğin tebessümü ilah çocukları uyurVe emer sükutu beyaz gölgeler."İlkokulu Diyarbakır Siverek İlkokulu'nda okudum. Ortaokulu da Urfa'da okudum. Liseyi ise yatılı olarak Afyon Lisesi'nde. Bütün okul hayatımda tanıdığım en yetenekli, en yiğit, en mert, en bilgili adamlar o lisedeydi, işte o yıllar. Yıl 1943 olmalı… Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kâğıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik'in torunu yaşındayım tabii o zaman hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 lira büyük paraydı o zaman için." diye anlatır yaşam öyküsünü KaranlıkMaviye / Maviye çalar gözlerin,Yangın mavisine / Rüzgarda asi,Körsem / Senden gayrısına yoksamBozuksam / Can benim, düş benim,Ellere nesi?Hadi gel,Ay karanlık…İtten aç / Yılandan çıplak,Vurgun ve belâGelip durmuşsam kapınaVar mı ki doymazlığım?İlle de ille / Sevmelerim,Sevmelerim gibisiOturmuş yazıcılarFermanım yazarN'olur gel,Ay karanlık…Dört yanım puşt zulası,Dost yüzlü,Dost gülücüklüCıgaramdan öperler,Suskun, hayın, yanım puşt zulası,Dönerim dönerim leylim gecede ölesim tutmuşEtme gel,Ay karanlık…Liseyi bitirince askere gider, 1947'de terhis olur. Aynı yılın sonbaharında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'ne kaydolur ve ideolojik tercihini de o yıllarda bazı komünist partisi mensuplarının da üyesi olduğu Türkiye Gençler Derneği'ne üye olarak Var mı Taş Duvar? Haberin var mı taş duvar?Demir kapı, kör pencere,Yastığım, ranzam, zincirim,Uğrunda ölümlere gidip geldiğimZulamdaki mahzun yeşil soğan göndermişKaranfil kokuyor cıgaramDağlarına bahar gelmiş memleketimin..Ahmed Arif 1951'de tutuklanır. Çok acılar çektikten sonra serbest 1952'de yeniden tutuklanır, yargılanır. İki yıl hapis ve sekiz ay da Urfa'da kamu gözetimi altında bulundurulma cezasına çarptırılır. 1955'te tahliye olur, cezaları bittikten sonra Ankara'ya döner ama sürekli polis gözetiminde olduğundan eğitimine devam edemez, çeşitli dergilerde yazılar yazar, değişik işlerde Bebenin NinnisiDoğdun,Üç gün aç tuttukÜç gün meme vermedik sanaAdiloş Bebem,Hasta düşmeyesin diye,Töremiz böyle diye,Saldır şimdi memeye,Saldır da büyü…Bunlar,Engerekler ve çıyanlardır,Bunlar,Aşımıza, ekmeğimizeGöz koyanlardır,Tanı bunları,Tanı da büyü…Bu, namusturKünyemize kazınmış,Bu da sabır,Ağulardan bunlaraSarıl da Aynur Hanım ile evlenir ve 1972'de oğlu Filinta dünyaya gelir. Evladına Filinta adını koyması pek çok şeyi Etmedi Sevdan BeniTerk etmedi sevdan beni,Aç kaldım, susuz kaldım,Hayın, karanlıktı gece,Can garip, can suskun,Can paramparça…Ve ellerim kelepçede,Tütünsüz, uykusuz kaldım,Terk etmedi sevdan beni…Bir söyleşide şöyle anlatır sevincini "Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum, dünyanın en güzel güvercini… Dünyanın en güçlü silahı."Hasretinden Prangalar EksittimSeni anlatabilmek çocuklara, anlatabilmek seni,Namussuza, halden bilmeze,Kahpe arda kaç zemheri,Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurduDışarda gürül gürül akan bir dünya…Bir ben uyumadım,Kaç leylim bahar,Hasretinden prangalar kan gülleri takayım,Bir o yanaBir bu yana…Seni bağırabilsem seni,Dipsiz kibrit çöpüne en ıssız dalgasınaDüşmüş bir kibrit tılsımını ilk sevmelerin,Yitirmiş öpücükleri,Payı yok, apansız inen akşamdan,Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,Seni anlatabilsem seni…Yokluğun, cehennemin öbür adıdırÜşüyorum, kapama gözlerini…Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif'in tek kitabı, şöyle anlatır şair kitabının öyküsünü"Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum. Çok kişisel, çok duygusal bir şey, artık anı olmuş. Kitabımın adını ben 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymuştum, ama kardeşim buna engel oldu. Bana 'Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok, seni 15 yaşındaki çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.' Düşündüm, kardeşime hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı 'Hasretinden Prangalar Eskittim' olsun dedim."Leylim Leylim Leylim – leylim dünyamızın yarısıAl yeşil bahar,Yarısı kar olandaGene kavim kardaş, can cana düşman,Gene yedi boğum akrep,Sarı engerek,Alnımızın aklığında puşt işi zulümVe canım yarı gecelerÇift kanat kapılarına karşı darağaçları,Mapusanede çeşmeYandan akar olanda,Gelmiş yoklamış ecelKaburgam hele…Bin yıl, bahar içre ömrünü sürsünSeni doğuran anaAhmed Arif'in en büyük aşkı Leyla Erbil…"Sabah gözlerimi sana açarım, akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime; hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum, nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş… Hepsi. En çok da en ilk de Leylâ'sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…"Öyle Yıkma Öyle yıkma kendini,Öyle mahzun, öyle garip…Nerede olursan ol,İçerde, dışarda, derste, sırada,Yürü üstüne üstüne,Tükür yüzüne celladın,Fırsatçının, fesatçının, hayının…Dayan kitap ileDayan iş ile, diş ile,Umut ile, sevda ile, düş ileDayan rüsva etme bu aşkın en büyük kanıtı olan mektuplar Leyla Erbil'in ölümünden sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlandı. Eylül 2013UnutamadığımAçardın,YalnızlığımdaMavi ve yeşil,Açardın,Tavşan kanı, kınalı, acıları, kahpelikleri…Gitmek,Gözlerinde gitmek yatmak hani?"To be or not to be" değil."Cogito ergo sum" hiç değil…Asıl iş, anlamak 'kaçınılmaz'ı,Durdurulmaz çığıSonsuz içmek varmak can hani?Canımın gizlisinde bir can idin kiKan değil, sevdamız akardı geceye,Sıktıkça cellad,Kemendi…Duymak,Gözlerinde duymak üç ağaçlarıSusmak,Gözlerinde susmak,Ustura gibi…Gözlerin hani?Ahmed Arif'in Leylâ Erbil'e gönderdiği mektuplardan 1954-1957 oluşan bu kitap, edebiyat tarihçilerimize kuşkusuz önemli bilgiler sunmayı vadediyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arif'in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya Kimseler duymasın,Duymasın, ölürüm yarı gece,Seni bulmuşam kaburgamın altın dişlerinde elma kokusuBir daha hangi ana doğurur bizi?Ruhum… Mısra çekiyorum haberin en küçük meyhanesi bu,Saçları yüzümde kardeş, altında o ölüm namussuzu…Ve Ahmed'in işi ilk dost elinin hançersizliği…Ağlıyor bütün kahrım, rüya da yılları buldu,Bir mısra boyu maceram…Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,Bilmezler nasıl sevdik,İki yitik hasret,İki parça yüreği çakmaktaşının,Ağıyor gökkuşaklarının serinliğindeÇağlardır boğulmuş bir su…Ağıyor yeşil."1956'dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak Halkçı gazetelerinde düzeltmenlik yaptım. Şiirlerim başta Pazar Postası olmak üzere birçok dergi ve gazetede yayınlandı. İlk ve tek şiir kitabım Hasretinden Prangalar Eskittim'i 1968 yılında çıkardım. Tek kitabımdı ama tam 20 senemi verdim o kitaba. Sonraki baskılarla eklenmiş şiirleri sayarsak tam 50 yıl."Onur da Ağlar Gözlerinin pınarındaBir bulut,Boşandı boşanacakNerdeyseAklımdan geçenleriOkuyorsun su gördüBizi boğazladılar…Tutma gözyaşlarınıOnur da ağlar…Bırak yıkansın gökyüzü,Lacivert, yeşil, altınIşıkları şafaktayız geneÇırılçıplakVe sanki dağ yeliVe işte sanki meltem…Kimse toz konduramazKesip attığımız tırnağa en güzel kızısınBütün galaksilerinBense tözüyüm artıkAkkor tözüyümPrometheus'u yakanKara sevdanın…Ne alnımızda bir ayıpNe koltuk altındaSaklı haçımızBiz bu halkı sevdikVe bu bağışlanmazKorkunç suçumuz.."Şiirlerim kısa zamanda devrimciler, bilim adamları, gazeteciler, aydınlar ve üniversite öğrencileri arasında çok sevildi, bunu kitabımın baskı üzerine baskı yapmasından idrak ediyorum. Şüphesiz şiirlerim 1971 ve 1980 darbelerinde tutuklanan gençlere ve aydınlara dayanak oldu."Karanfil SokağıKaranfil Sokak AnkaraTekmil ufuklar kışladıDört yön, on altı rüzgarVe yedi iklim beş kıtaKar ilmindeyiz bütün fasıllarRay, asfalt, şose, makadamBenim sarp yolum, patikamToros, Antitoros ve asi FıratTütün, pamuk, buğday ovaları, çeltiklerVatanım boylu boyuncaKar de var bu havalardaEl ayak buz kesmiş, yürek cehennemÜmit, öfkeli ve mahzunÜmit, sapına kadar namusluDağlara çekilmişKar bilirim çiğ tutmuşResimler, heykeller, destanlarUsta ellerin yapısıKolsuz, yarı çıplak VenüsTrans-nonain sokağıGarcia Lorca'nın mezarı,Ve gözbebekleri Pierre Curie'ninKar katı sabır taşındanKar altındadır varoşlar,Hasretim nazlıdır havayı kurt sevsinAsfalttan yürüsün aralık,Sevmem, netameli başka ama bilememBir kaçıncı bahara kalmıştır vuslatKalbim, bu zulümlü sevda,Kar altındadır.………..Karanfil sokağında bir camlı bahçeCamlı bahçe içre bir çini saksıBir dal süzülür mavideAl al bir yangın şarkısı,Bakmayın saksıda boy verdiğineKökü Altındağ'da, İncesu'dadır."Emekliliğimden sonra Ankara'daki mütevazı evime çekildim. Gösteriş ve gürültüden uzak durmuşumdur hep, çünkü ben doğuluyum. Az gelişmiş değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuyum. 1983'te Anam Arife Önal'ı kaybettim. Okumamıştı ama… Pardon, okumamış yanlış oldu. Okutulmamıştı ama şirin bir kadındı. Bir keresinde komşularıyla toplanmışlar muhabbet ediyorlar. Komşu kadınlar sürekli oğullarıyla övünüyorlarmış 'Benim oğlum İzmir'e gitti doktor oldu, benim oğlum İstanbul'a gitti mühendis oldu, büyük oğlum Bursa'ya gitti mimar oldu.' diye. Anam altta kalır mı? O da 'Benim oğlum da Ankara'ya gitti komünist oldu.' demiş. Garip anam ne bilsin, komünistliği de doktorluk, mühendislik gibi bir meslek zannediyor."Yalnız Değiliz Bir ufka vardık ki artıkYalnız değiliz gece uzun,Gece karanlıkAma bütün korkulardan sevdadır böylesine yaşamak,Tek başınaÖlüme bir soluk kala,Tek başınaZindanda yatarken bile,Asla yalnız kalmamak.……………."Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilenin ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlilerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm." Ahmed Arif Gündem Güncel Haberler Sayfa İçeriği Ahmed Arif Sözleri, Ahmed Arif Sözleri Twitter, Ahmed Arif Sözleri Onedio, Ahmed Arif Sözleri Kısa, Ahmed Arif Şiirleri, Ahmed Arif Sözleri 2019, Ahmed Arif Sözleri 1000kitap, En Güzel Ahmed Arif Sözleri 1900'lü yıllarda yaşamış olan Diyabakır doğumlu şairlerimizinden biri olan Ahmed Arif Sözlerini derledik. Beğendiğiniz Ahmed Arif Şiirlerini sosyal medya hesaplarınızdan sevdikleriniz ile paylaşabilirsiniz. Ahmed Arif Sözleri Editörün Seçimi Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, iki parça can. Ahmed Arif Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Canım Benim, Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana doğru koştuğunu duyarım hep. ”Üşürsen soğukları, hastaysan mikropları bana ilet…” Mağlup mu desem, mahçup mu? Ama ikisi de değil, Ben garip, sen güzel, dünya mutlu... Öyle tuhafım bu akşamüstü. Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu… Seviyorum seni çıldırasıya…Ahmet Arif Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara, Seni, anlatabilmek seni, Namussuza, haldan bilmez, Kahpe yalana. Başın pınar, ayakların göl olsun! Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık. Ve zehir, zıkkım cigaram. Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık. Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Vurulmuşum düşüm, gecelerden hayra yoranım çıkmaz canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Canımın gizlisinde bir can idin ki, kan değil sevdamız akardı geceye, sıktıkça cellat kemendi. Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, gözlerinden, gözlerinden öperim, bir umudum sende, anlıyor musun? Terk etmedi sevdan beni, aç kaldım, susuz kaldım, hayın, karanlıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, kelepçede, tütünsüz uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni. Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, gözlerinde yatmak zindanı gözlerin hani? Sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Düşlerimdeki sensin, İçimin yangınına göz yaşım fayda etmiyor… Gideceğim bütün yollar sana çıkıyor… Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim sensiz boğazımdan geçmiyor. Acıyor içim acıyor canım yandı içim acıyor… Benim içim hiç böyle acımamıştı. Göz yaşlarım kan oldu aktı yüreğime… İçime hançer saplıyorsun delik deşik ettin yüreğimi… Kalp dayanır da beyin ne yapsın buna? Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem… Aslında benim senden hiç kopamayışım, sensiz dünyayı hafif buluşumdur bütün mesele! Leylim, Nicesin gene? Beyninde mi, yüreğinde mi, başka bir yerinde mi nerendeyse o inat yönünü yaratan dokuları öpmek isterim. Evrende seni özler, seni isterim. Başkaca hiç. Ne taktığım, ne de vurulacağım bir nen yok. Seni. Sade seni. Ben, senin için, ancak her şeyimi, bütün mevcut kıymet hükümlerini ve canımı feda etmekle belki biraz hafiflemiş olurum. Yine de ödemiş, karşılık vermiş olamam. Bu, hem çok acı hem de şaheser bir ruh hali. Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır… Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor, Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun. “Canım Benim, Bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.“ Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile, Dayan rüsva etme beni. Dayan kitap ile dayan iş ile. Tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile dayan rüsva etme beni. “Susmak ve beklemek, müthiş” “Öylesine hûlya, kutsal ve uzaksın ki… Allah kahretsin beni.” ”Üşürsen soğukları, hastaysan mikropları bana ilet…” Başın pınar, ayakların göl olsun!Ahmet Arif Gözlerini öperim. Ama gene Arif Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin. Ahmet Arif Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık…Ahmet Arif Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin Arif Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Beşikler vermişim Nuh'a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun? Yiğit harmanları, yığınaklar, Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş, Hesap görülmüş. Kimselere bir şey demek için değil, kendi susuzluğumuz, yangınlığımız için yazıyoruz. Unuttum. Korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile “sen” olamaz. Ve dünyamızın kocaman bağrına senin adını, cehennem ateşinden harflerle yazacağım. Dante Alighieri de şaşsın işte! “Namusluca yaz.” deyişin de bir tuhaf! Sanki hayatımda “namusluca” geçmeyen, yaşanmayan bir an varmış gibi. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Bu gözler, bir kere bile faka basmadı çığ bekleyen boğazların kıyametini karlı, yumuşacık hıyanetini uçurumların, önceden bilen gözleri. Çaresiz vurulacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözlerini kör sürüngenler yüreğini leş kuşları yesindi. Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır... Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun.. Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil. Seviyorum seni çıldırasıya.. Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni anlatabilsem seni… Yokluğun, cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini. Seni sevmek, felsefedir kusursuz. İmandır, korkunç sabırlı. İp’in, kurşun’un rağmına, yürür pervasız ve güzel… Bu gözÎer, bir kere biÎe faka basmadı çığ bekÎeyen boğazÎarın kıyametini karÎı, yumuşacık hıyanetini uçurumÎarın, önceden biÎen gözÎeri. Çaresiz vuruÎacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözÎerini kör sürüngenÎer yüreğini Îeş kuşÎarı yesindi. Beni terk etmedi sevdan beni, aç kaÎdım, susuz kaÎdım, hayın, karanÎıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, keÎepçede, tütünsüz uykusuz kaÎdım, terk etmedi sevdan beni. Öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip. Nerede olursan ol, içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının. Vurulsam kaybolsam derim, çırılçıplak, bir kavgada, erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da. Leyla! Çaresizliğimden gayri hiç bir kabahatim yok benim. Vurulmuşum, düşüm gecelerden kara, bir hayra yoranım çıkmaz. Canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Şifre buyurmuş bir paşa, vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız… Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Salavat getirir dağ dağ taburlar narlı bahçe üzere, kanlı bir akşam gelen elçi değil Azrail olsun, anam avradım olsun kaçarsam. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Seni ölesiye öperim canım. Nerde o ölüm! Tanrı bana kepazelik ölümler sundu hep. Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa! Gözlerini öperim. Ama gene yarımım. Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. ''Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem...'' ''Deli kadınlar iyidir... Onları çok severim. Çünkü ne kahkahaları tutsak, ne gözyaşları sınırlı, ne arzuları mahpus, ne öfkeleri prangalıdır..." Bunlar, engerekler ve çıyanlardır, bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü. Bu, namustur künyemize kazınmış, bu da sabır, ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara sarıl da büyü. “Merhaba canım. Mektubun gecikti gene. Belki de ne yazacağını kestiremiyorsun! Oysa adını yazman yeter. Görünce içim aydınlanıyor.” Dişine zar, boynuna ter olasım gelir. Gün yirmi dört saat seni düşünmek. Ne yüce, ne sonsuz bir duygu bu bilir misin ki…? Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim bundandır... Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun... İçmek! Gözlerinde içmek ay ışığını. Varmak! Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Ben bütün bu manasız iç sıkıntılarından senin var olduğunu hatırlayarak sıyrılıyorum. Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Beni asıl üzen yaşayışını hor görürcesine kendini savrukluğa vermendir. Aslında yalnızlık duymayan, can sıkıntısı çekmeyen sade hayvanlardır! Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa! Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna… Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... Kirvem haÎÎarımı aynı böyÎe yaz rivayet sanıÎır beÎki, güÎ memeÎer değiÎ domdom kurşunu paramparça ağzımdaki. Düşün! Uzay çağında bir ayağımız, ham çarık, kıÎ çorapta oÎsa da biri, düşün, oÎasıIık, atom fiziği,ve bizi biz eden amansız sevda. VuruÎmuşum düşüm, geceÎerden hayra yoranım çıkmaz canım aÎırÎar eceÎsiz, sığdıramam kitapÎara. Haberler > Doğum Gününde 17 Şiiriyle 'Yürek İşçisi' Ahmed Arif'i Anlamak - 1204 - 1201 ''Yokluğun, cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini.'' Ahmed Arif, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da dünyaya geldi. Diyarbakır Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde gerçekçi şiirimizin ustalarındandı. Yaşadığı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler felsefesi, her daim ezilen insanlardan yana olmak ve onların kardeşliğini ortaya koymaktı. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca birçok şiiri bestelenmiştir. Ahmed Arif’ in tek şiir kitabı bulunmaktadır Hasretinden Prangalar Eskittim. Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. 1. Ahmed Arif - Uy Havar 2. Ahmed Arif - Kalbim Dinamit Kuyusu 3. Ahmed Arif - Leylim Leylim 4. Ahmed Arif - Sevdan Beni 5. Ahmed Arif - Tutuklu 6. Ahmed Arif - 33 Kurşun 7. Ahmed Arif - Ay Karanlık 8. Ahmed Arif - Yalnız Değiliz 9. Ahmed Arif - Akşam Erken İner Mapushaneye 10. Ahmed Arif - Hani Kurşun Sıksan 11. Ahmed Arif - Anadolu 12. Ahmed Arif - İçerde 13. Ahmed Arif - Hasretinden Prangalar Eskittim 14. Ahmed Arif - Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi 15. Ahmed Arif - Kara 16. Ahmed Arif - Karanfil Sokağı 17. Ahmed Arif - Suskun En Güzel ve Kısa Ahmet Arif Aşk Şiirleri Ahmed Arif 1927 yılında Diyarbakır’da doğuştur. Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Arif genç yaşından itibaren şiir yazmaya başlamıştır. Bu içeriğimizde sizler için Ahmet Arif sözleri içeriğinde olduğu gibi Ahmet Arif şiirlerini bir araya getirdi. İşte en güzel ve kısa Ahmed Arif aşk şiirleri… 1. Sevdan Beni 2. Hasretinden Prangalar Eskittim 3. İçerde 4. Akşam Erken İner 5. Ay Karanlık 6. Bir Akşamüstüdür 7. Haberin Var Mı Taş Duvar? 8. Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden 9. Merhaba 10. Onur Da Ağlar 11. Suskun 12. Tutuklu 13. Unutamadığım 14. Yurdum Benim Şahdamarım 15. Öyle Yıkma Ahmet Arif Şiirleri; 1. Sevdan Beni Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... 2. Hasretinden Prangalar Eskittim Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard-arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül-gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... 3. İçerde Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mi? Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş, Karanfil kokuyor cıgaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin… 4. Akşam Erken İner Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez, inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Akşam erken iner mahpusaneye. İner, yedi kol demiri, Yedi kapıya. Birden, ağlamaklı olur bahçe. Karşıda, duvar dibinde, Üç dal gece sefası, Üç kök hercai menekşe... Aynı korkunç sevdadadır Gökte bulut, dalda kaysı. Başlar koymağa hapislik. Karanlık can sıkıntısı... "Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri, Bense volta'dayım ranza dibinde Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu... Vurulsam kaybolsam derim, Çırılçıplak, bir kavgada, Erkekçe olsun isterim, Dostluk da, düşmanlık da. Hiçbiri olmaz halbuki, Geçer süngüler namluya. Başlar gece devriyesi jandarmaların... Hırsla çakarım kibriti, İlk nefeste yarılanır cıgaram, Bir duman, kendimi öldüresiye. Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin, Ama akşam erken iniyor mahpusaneye. Ve dışarda delikanlı bir bahar, Seviyorum seni, Çıldırasıya 5. Ay Karanlık Maviye/Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine/Rüzgarda asi, Körsem/Senden gayrısına yoksam Bozuksam/Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç/Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille/Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel, Ay karanlık... 6. Bir Akşamüstüdür Bir akşamüstüdür şarabî Bahçeler ve dağlar üzre hükümran; Tam dünyayı dolaşmak saatindesin. Ay ışığı su içer birazdan. Kızarmış kalçalarını çanlar Alabildiğine vurur. Sen çocuk tulumunda Matbaa mürekkebi Rüsva olmuş ellerinin emeği, Manşetlerde kilometre kilometre yalan Sallanır durur. Bir akşamüstüdür katil, muhteşem Alıp götürmüşler dost dediğini Almış rüzgârlar içini, Ümide benzer, sevdaya benzer... Soğuk bir namludur kör ve pusuda Ense kökünde zulüm, Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur Burnun dibine hürriyet. Seviyorum mümkün değil; Aranızda kurşun, yasak bölge var Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel Kanunu yapanlar ihtiyar. 7. Haberin Var Mı Taş Duvar? Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğrunda ölümlere gidip geldiğim Zulamdaki mahzun resim. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş Karanfil kokuyor cigaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.. 8. Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden Yiğit harmanları, yığınaklar, Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş, Hesap görülmüş. Demdir bu... Demdir, Derya dibinde yangınlar, Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs... Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde, Çelik kadavrası korugan'ların. Ölünmüş, canım,ölünmüş Murad alınmış... Gelgelelim, Beter, bize kısmetmiş. Ölüm, böyle altı okka koymaz adama, Susmak ve beklemek, müthiş Genciz, namlu gibi, Ve çatal yürek, Barışa, bayrama hasret Uykulara, derin, kaygısız, rahat, Otuziki dişimizle gülmeğe, Doyasıya sevişmeğe,yemeğe... Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri, Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi. İçim, bir suskunsa tekin mi ola? O Malta bıçağı,kınsız,uyanık, Ve genç bir mısradır Filinta endam... Neden, neden alnındaki yıkkınlık, Bakışlarındaki öldüren buğu? Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri... Nasıl da almış aklımı, Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan, Dost, düşman söz eder kendi kavlince, Kınanmak, yiğit başına. Bu, ne ayıp, ne de yasak, Öylece bir gerçek, kendi halinde, Belki, yaşamama sebep... Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... Ve zehir - zıkkım cıgaram. Gene bir cehennem var yastığımda, Gel artık... 9. Merhaba Gün açar, Karın verir yağmurlu toprak. İncesu Deresi, merhaba. Saçakta serçeler daha çılgındır, Bulutlarda kartal, Daha çalımlı. Koparır göğsünden bir düğme daha, Tezkere bekliyen biri. İncesu Deresi, merhaba. Genç bayraklar vardır, Barış düşünür, Kuyularda işçi mavilikleri. Ben hepsini düşünürüm, Yirmidört saat Ve seni düşünürüm, Karanlık, hırslı... Seni, cihanların aziz meyvası İlan-ı aşk makamından bir mısra, Yeşerip, kımıldar içimde, Düşer aklıma gözlerin... Oysa murad alamam. Oysa akdan-karadan Bilirim, payım bu kadar... Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim. Unutmuş dudaklarım öpmeyi. İncesu Deresi, merhaba... 10. Onur Da Ağlar Gözlerinin pınarında Bir bulut, Boşandı boşanacak Nerdeyse. Aklımdan geçenleri Okuyorsun su gibi. Dünya gördü Bizi boğazladılar... Tutma gözyaşlarını Onur da ağlar... Bırak yıkansın gökyüzü, Lacivert, yeşil, altın Işıkları günbatımın. İşte şafaktayız gene Çırılçıplak Ve mavi. İşte sanki dağ yeli Ve işte sanki meltem... Kimse toz konduramaz Kesip attığımız tırnağa bile. Sen en güzel kızısın Bütün galaksilerin Bense tözüyüm artık Akkor tözüyüm Prometheus'u yakan Kara sevdanın... Ne alnımızda bir ayıp Ne koltuk altında Saklı haçımız Biz bu halkı sevdik Ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz Korkunç suçumuz.. 11. Suskun Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun. Çarşıların en küçük meyhanesi bu, Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o ölüm namussuzu... Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil. Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil. 12. Tutuklu Birden Kurşun yemiş gibi susar Gözbebeklerine karşı Susar da Açılıp yol verir şehir Sade radyolarda bir gamlı hava "Elaziz uzun çarşı" Firarda gözüm yok Namussuzum yok Yok pişmanlık bir halim Yaslanıp bir cigara yakmak isterim Dumanı cevahir değer Mağlup mu desem mahçup mu Ama ikisi de değil Ben garip sen güzel Dünya umutlu Öyle bir tuhafım bu akşam üstü Sevgilim Canavar götürür gibi iki yanım İki süngü. 13. Unutamadığım Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın, Tavşan kanı, kınalı-berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri... Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı. Gözlerin hani? "To be or not to be" değil. "Cogito ergo sum" hiç değil... Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı. İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil,sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi... Duymak, Gözlerinde duymak üç-ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi... Gözlerin hani? 14. Yurdum Benim Şahdamarım Engereğin dişlerine işledim, Ağu dişlerine Oluklu, çentik... Ve vurgun, Gözleri bir çift cehennem Burnuna kan tütmüş Pars bıyığına... Dağın pulat yüreğine işledim, Şimşeğin masmavi usturasına Sevdanı usul-usul Sevdanı mısra-mısra Lo ben seni hapislerde sevmişim, Ben seni sürgünlerde. Yurdum benim şahdamarım... Yücende buzul Ve kar, Maviş dağ tavşanları Gün vuranda alaran Zemheri yılanları Ve yahut bir hışımla Öyle çakılan Sonsuzluğun yakışığı kartallar. ........... Başım gözüm üstünesin Suskum, avazım üstüne... Adından başka silah Yazgından başka günah Daha yazmamış Hiçbir gizli dosyada Hiçbir açık kitapta. 15. Öyle Yıkma öyle yıkma kendini öyle mahsun, öyle garip... nerede olursan ol içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne tükür yüzüne celladın fırsatçının, fesatçının, hayının... dayan kitap ile dayan iş ile tırnak ile, diş ile umut ile, sevda ile, düş ile dayan rüsva etme beni! Ülkemizin yetiştirdiği en büyük şairlerden birinin daha en güzel sözlerinden bir demet sunuyoruz. Bu sayfamızda en anlamlı Ahmet Arif sözlerini bulacaksınız. Sayfamızda bulunan en güzel Ahmet Arif sözlerini çok beğeneceğinizi düşünüyoruz. Bu sayfada bulunan Ahmet Arif aşk sözlerini facebooktan ya da twiterdan sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. İsterseniz de bu harika Ahmet Arif sözlerini sms olarak da gönderebilirsiniz. Siz de sitemizde bulunan sayfalara güzel sözler yollayabilirsiniz. Sitemize öneri ve görüşlerinizi de yazabilirsiniz. Sayfalarımıza güzel sözler yollamak ya da öneri ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak için bize sayfalarımızda yer alan yorum bölümlerinden ulaşabilirsiniz. EN GÜZEL AHMET ARİF SÖZLERİ Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim. Sensiz boğazımdan geçmiyor. Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Dayan kitap ile dayan iş ile. Tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile dayan rüsva etme beni. Hiçbir uğraş, hiçbir umut, seni düşünebilmek, seni anlayıp sevmek, yüzüne bakabilmek kadar dolu, anlamlı ve yaşanmaya değer olamaz. Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Seni sevmek, felsefedir, kusursuz. İmandır, korkunç sabırlı. İp’in, kurşun’un rağmına, yürür, pervasız ve güzel. Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna… Kaç bin yıllık hasretimin koncası, gözlerinden, gözlerinden öperim, bir umudum sende, anlıyor musun? İçmek! Gözlerinde içmek ay ışığını. Varmak! Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Terk etmedi sevdan beni, aç kaldım, susuz kaldım, hayın, karanlıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, kelepçede, tütünsüz uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni. Ne alnımızda bir ayıp, ne koltuk altında saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz. Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, gözlerinde yatmak zindanı gözlerin hani? Sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin. Bir sevdadır böylesine yaşamak, tek başına ölüme bir soluk kala, tek başına zindanda yatarken bile, asla yalnız kalmamak. Bir ben kaldım, ortasında kavganın, bir de karanfil yürekli çocuklar. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz rivayet sanılır belki, gül memeler değil domdom kurşunu paramparça ağzımdaki. Bir bilsen kimlere tasa, kedersin, anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki? Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar. Öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip. Nerede olursan ol, içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının. Gözlerinin pınarında bir bulut, boşandı boşanacak nerdeyse. Aklımdan geçenleri okuyorsun su gibi. Vurulsam kaybolsam derim, çırılçıplak, bir kavgada, erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da. Canım benim, bilir misin? “Canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana doğru koştuğunu duyarım hep. Ard arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya. Bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. Leyla! Çaresizliğimden gayri hiç bir kabahatim yok benim. Hakikatli dostun muydu, can koyduğun ustan mıydı, bir uyumaz hasmın mıydı, ooooof de bunlar olsun muydu? De be aslan karam, de yiğit karam, hangi kahpenin hançeri, saklı hançeri, yaranda? Seni anlatabilsem seni. Yokluğun, cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini. Beni, gözlerin götürür gözlerin aşkla, acıyla. Kuşatmışlar sesimi, soluğumu kesilmiş tuz ekmek payım vurgunum ve darda, gözaltındayım. Ölüm buyruğunu uyguladılar, mavi dağ dumanını ve uyur uyanık seher yelini kanlara buladılar. Vurulmuşum, düşüm gecelerden kara, bir hayra yoranım çıkmaz. Canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Şifre buyurmuş bir paşa, vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız… Duymak, gözlerinde duymak üç ağaçları susmak, gözlerinde susmak, ustura gibi… Gözlerin hani? Sen en güzel kızısın bütün galaksilerin bense tözüyüm artık akkor tözüyüm Prometheus’u yakan kara sevdanın. Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil. Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Leylim leylim ayvalar, nar olanda sen bana yar olanda. Belalı başımıza dünyalar dar olanda. Yankın yasak, aynalara. İnemem bahçende talan, tam, boş yanı bu, derim namussuzun, tam, bıçağım cehennem gibi güzelken, aklıma düşüyorsun ellerim arık. Salavat getirir dağ dağ taburlar narlı bahçe üzere, kanlı bir akşam gelen elçi değil Azrail olsun, anam avradım olsun kaçarsam. Maviye maviye çalar gözlerin, yangın mavisine rüzgârda asi, körsem, senden gayrısına yoksam, bozuksam, can benim, düş benim, ellere nesi? Hadi gel, ay karanlık. Kanun! Bu da bir maskaralık, bir dümen. Kanun yalnız biz fukaralar için var. O da cezalandırırken sade! Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık. Ve zehir, zıkkım cigaram. Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık. Vurun ulan, vurun, ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, karnımda sözüm var halden bilene. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Seviyorum mümkün değil; aranızda kurşun, yasak bölge var sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel kanunu yapanlar ihtiyar. Bunlar, engerekler ve çıyanlardır, bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü. Bu, namustur künyemize kazınmış, bu da sabır, ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara sarıl da büyü. Bu gözler, bir kere bile faka basmadı çığ bekleyen boğazların kıyametini karlı, yumuşacık hıyanetini uçurumların, önceden bilen gözleri. Çaresiz vurulacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözlerini kör sürüngenler yüreğini leş kuşları yesindi.

ahmed arif doğum günü şiiri