🎐 Yunus Emrenin Kısa Bir Ilahisi

eWJK6jE. Yunus Emre’nin Bir İlahisini Bularak Sınıfınızda Emre’nin Bir İlahisini Bularak Sınıfınızda Okuyunuz. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Kültürümüz ve Din Ünitemize Hazırlanalım ödev sorularının cevaplarını Emre’nin Bir İlahisini Bularak Sınıfınızda Okuyunuz. sorusunun cevabını kısaca Emre’nin ilahilerinde ikisinin sözlerini yazdık. Uygun olanını Emre İlahi Sözleri KısaDolap Niçin İnilersin?Dolap niçin inilersin? Derdim vardır inilerim. Ben Mevlâ’ya aşık oldum, Onun için adım dertli dolap, Suyum akar yalap yalap. Böyle emreylemiş Çalap, Derdim vardır bir dağın ağacıyım, Ne tatlıyım, ne acıyım. Ben Mevlâ’ya duacıyım, Derdim vardır alçaktan çekerim, Dönüp yükseğe dökerim. Gör beni neler çekerim, Derdim vardır dülgerler beni yondu, Her azam yerine kondu. Bu iniltim Hak’tan geldi, Derdim vardır burda gelen gülmez, Kişi muradına ermez. Bu fanide kimse kalmaz, Derdim vardır Emre İlahi Sözleri KısaSordum Sarı ÇiçeğeSordum sarı çiçeğe Annen baban var mıdır? Çiçek eydür derviş baba Annem babam sarı çiçeğe Benzin neden sarıdır Çiçek eydür derviş baba Ölüm bana yakındırSordum sarı çiçeğe Sizde ölüm var mıdır? Çiçek eydür derviş baba Ölümsüz yer var mıdır?Sordum sarı çiçeğe Evlat kardeş var mıdır? Çiçek eydür derviş baba Evlat kardeş sarı çiçeğe Boynun neden eğridir Çiçek eydür derviş baba Kalbim Hakka doğrudurSordum sarı çiçeğe Sen beni bilir misin? Çiçek eydür derviş baba Sen Yunus değil misin?Çevrenizde Bulunan Tarihi Bir Camiyi Ziyaret Ediniz. Bu Caminin Ne Zaman Yapıldığı Ve Mimari Özellikleri Hakkında Bilgi Edinip Bunları Arkadaşlarınıza BİLGİ NOTUYunus Emre Kimdir?Yunus Emre – ö. 1320, Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olan tasavvuf ve halk Sivrihisar ilçesinde yer alan Sarıköy’de yetişmiş Ankara’nın Nallıhan ilçesindeki Taptuk Emre Dergâhı’nda bir tahsil gördüğü şiirlerinden anlaşılmaktadır. Medrese tahsilinden sonra tasavvuf yoluna girdi. Tabduk Emre’ye mürit oldu. Anadolu’nun birçok illerini, Suriye’yi ve Azerbaycan’ı dolaştı. 1320 yılında 82 yaşında iken vefat etti. Mezarı Sarıköy’dedir. Yunus Emre, Anadolu’da dünyaya gelmiş Anadolu’nun Türk-İslam kültürüyle bütünleşmesini sağlayan çok önemli isimlerdendir. Dünya çapında pek çok üniversitede kurulan Yunus Emre Enstitülerinde şiirleri incelenmektedir. Yunus Emre ve onun gibi birçok gönül dostu Anadolu’nun Türk kültürüyle harmanlanmasını sağlamıştır. Türklerin Anadolu’ya gelmesi ve burada Rum, Ermeni ve diğer gayrimüslim tebaa ile birlikte yaşaması sadece askerlerin savaşarak elde ettiği bir olgu değildir. Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar gelip yerleşmesi ancak gönüllerin fethi ile mümkün ve kalıcı olmuştur. Büyük bir zahmet ve mücadeleyle Anadolu’ya yerleşen Türkler, kılıçla fethin yanında güzellik ve hoşgörüyle yürekleri de kazanmışlardır. Türkler, Anadolu’ya geldiklerinde sadece Bizansla ciddi bir mücadele halindeyken aniden Doğu’dan Moğol baskısı da gelmeye başladı. O sıkıntılı süreçte halkın inancını ve motivasyonunu güçlü tutan gönül sultanları vardır, Yunus Emre de o gönül sultanlarından biriydi. Gittiği her yerde Allah ve Peygamber aşkından bahseder, insanlara iyiliği ve güzelliği aşılardı. 13. yy’de Moğol istilası altında olan Anadolu’yu gezerek insanlara güzelliği aşılardı. Söylediği şiirlerde ve eserlerinde hep sevgiden ve hoşgörüden bahsederek İslamiyeti barış ve birlik ortamında öğretmeye çalışırdı. Yunus Emre’nin insanları sevgiyle bir araya getirmeye çalıştığı şiirlerinden bir örnek Gelin tanış olalım İşi kolay kılalım Sevelim sevilelim Dünya kimseye kalmaz HAYATI Yunus Emre’nin hayatı ile yazılmış ilk ve en geniş kaynak Firdevsi’nin yazdığı Vilayetnami-i Hacı Bektaşi Veli eserinde karşılaşırız. Bu esere göre Yunus Emre Eskişehir’in Sarıköy ilçesinde geçimini çiftçilikle sağlayan bir ailede dünyaya geldi. Kıtlığın çok fazla olduğu bir dönemde halka buğday yardımı yapan Hacı Bektaşi Veli dergahına buğday almaya gider. Yunus’un geldiğini öğrenen Hacı Bektaş ona buğday mı ister yoksa erenlerin himmetini mi?’ diye haber gönderir. Yunus, Hacı Bektaş’ın ne demek istediğini anlamadan 3 kez bu teklifi red eder. Hacı Bektaş da istediği kadar buğdayı Yunus’a verir ve gönderir. Ancak köyün yoluna düştüğünde yaptığı hatayı anlayan Yunus geri döndüğünde şu cevapla karşılaşır “Bundan sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” Bunun üzerine Yunus Emre Taptuk Emre’nin huzuruna varıp hizmetine girer. Yunus, Taptuk Emre’nin dergahında tam 40 yıl hiç sesini çıkarmadan odun taşır. Dergah kapısında tek bir eğri odun sokmayan Yunus’un buradaki ilmi tedrisi tamamlandıktan sonra Anadolu’ya revan olur. Pek çok yere seyahat eden Yunus Emre bir tarikat geleneği olarak nefsin terbiyesi ve ilmi paylaşımda bulunmak için yollara düştüğü bilinir. Azerbaycan, Şam, Nahcivan, Bağdat, Tebriz, Şiraz, Urum ve Anadolu’nun farklı yerlerinde bulunarak insanlara ilmi yararlılık sağlamaya çalışır. İlmi hayatı hakkında bazı kaynaklar ummi yani okuma yazma bilmediğini söylemektedir. Ummi sıfatını Yunus Emre şiirlerinde kendisi için kullanarak gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan’ anlamında kullanmıştır. Şiirlerini aruz ve hece vezniyle yazmıştır. Şiirleri incelendiğinde Arapça ve Farsça kelime kullanarak bunu kusursuz bir üslupla işlemiştir. Şiirlerini herkesin anladığı tarzda, açık ve samimi yazdığı için hocası Taptuk Emre tarafından Bizim Yunus’ olarak anılır. Eserlerinde Ayet ve Hadislerin izinden giderek Kuran-ı Kerim’i kendi üslubuyla çevirerek şiirlerinde kullanır. Böylece şiirleri yoluyla insanlar dini öğretileri aktarmış olur. Şiirlerinde sıklıkla Allah ve Peygamber aşkından bahseder. Yunus Emre’nin peygamber aşkıyla yazdığı şiirlerinden bir örnek Ol âlem fahri Muhammed, nebiler serveridür Vir salavat aşk ile, günahları eritür. Hak anı övdü yarattı, sevdi “Habibim ” dedi, Yeryüzünde cümle çiçek, Musatafa’nın teridür Her kim onun sünnetiyle, farzını kaim tutar, Ne diyem ki, akıbet, sori hisaptan beridür. Suçlu suçsuz günahkar, şefaat ondan umar, Cehennemde yananlar, mükirin inkaridür. Yunus Emre’nin yazdığı 3000 şiiri vardır fakat onu anlamayan bazı kimseler şiirlerini tek tek okuyarak dine uygun olmadığını düşündüklerini akarsuya atarak yok etmişlerdir. Günümüze 1000 kadar şiiri ulaşmıştır. Şiirleri ve dini nasihatlerini Risaletü’n Nushiyye divanında toplanmıştır. VEFATI Yunus Emre şiirlerinde kendinden şairler kocası’ ve bir aşık koca’ diye ifade ederek çok uzun yaşadığını ima eder. kocamak yaşı ilerlemiş, çok yaşlı anlamındadır Kesin olmamakla birlikte 1240-1320 yıllarında yaşadığı varsayılarak 80 yaşında vefat ettiği düşünülür. Kendisine Aksaray, Erzurum, Eskişehir, Afyon ve daha pek çok yerde kabir ve türbeler atfedilmiştir. Geldi geçt Yunus Emrenin Veysel Karani hazretlerine yazdığı ilahi Rum’da, Acem’de aşık oldum Yemen İllerinde Veysel Karani Enbiya sevdi ve dostum dedi Yemen illerinde Veysel KaraniAnasından doğdu dünyaya geldi Melekler altına kanadın yaydı Resulün hırkasın, tacını giydi Yemen illerinde Veysel KaraniErenler önünde kemer belinde Aknurdan beni var o sağ elinde Üveys sultan derler Hak divanında Yemen illerinde Veysel KaraniSabah ibadetin yapar giderdi Gizlice Rabbine niyaz ederdi Anın işi gücü deve güderdi Yemen illerinde Veysel KaraniBin deveyi bir akçeyi güderdi Anın da nısfını zekat ederdi Develer bilesine tevhid ederdi Yemen illerinde Veysel Karani Başa dön tuşu Kısaca Yunus Emre, çeşitli görüşlerini, eserlerinde ortaya koymuştur. Bilim, bilgi, gerçek, Allah, ölüm, aşk gibi konularda ki düşüncelerini bir potada eritmiştir. Ermişler aşamasına ulaşmak ve olgun insan olmak için çalışmış, sonunda da en yüksek manevi makama ulaşmıştır. Yunus'a göre bilim bir amaç değil, araçtır. Çünkü bilimi kendilerine amaç edinenler, kendilerini dünyanın merkezi sanırlar ve bu bilgileriyle üstünlük taslarlar. Oysa Yunus'a göre, mutlak varlıktan başka varlık yoktur ve bütün var ...devamı ☟ Yunus Emre, çeşitli görüşlerini, eserlerinde ortaya koymuştur. Bilim, bilgi, gerçek, Allah, ölüm, aşk gibi konularda ki düşüncelerini bir potada eritmiştir. Ermişler aşamasına ulaşmak ve olgun insan olmak için çalışmış, sonunda da en yüksek manevi makama ulaşmıştır. Yunus'a göre bilim bir amaç değil, araçtır. Çünkü bilimi kendilerine amaç edinenler, kendilerini dünyanın merkezi sanırlar ve bu bilgileriyle üstünlük taslarlar. Oysa Yunus'a göre, mutlak varlıktan başka varlık yoktur ve bütün var olanlar Allah'ın Mutlak Varlığın çeşitli görüntülerinden başka bir şey değildir. Kendisine tanıdığı varlık ise sadece bir kurgudur. Gerçek varlığa ulaşma, bu kurgudan kurtulmadır, varlıkta yok olmadır. Yunus'un öğütlediği töre, mistik ve gerçek hayatın zorunlu kıldığı çile ve aşktır. İnsan, ateş, hava, su ve toprak olmak üzere dört öğeden oluşur. Bu dört öğe, can ile birleşerek birlik ve yücelik kaynağı olur. Yunus, körü körüne kaderci anlayışa karşı çıkar. Onda yaşamın coşkusu ve sevinci görülür. Ona göre insan, sürekli bir değişim içindedir ve buna yeniden doğma denilmektedir. Ölmek de bir bakıma yeniden doğmaktır. Ölmek ve böylece sonsuzda yaşamak "mukadder" olduğuna göre, yaşadığı sürece faydalı işler yapmak; eserler bırakmak gerekir. Ömür, yeryüzünde yaşamak, bu amacın gerçekleştirilmesi için bir araçtır. Yunus Emre, milletimizin değerlerini, görüşlerini yansıtan büyük bir sanatçıdır. O'nun deyişlerinde, geçmişteki kültürümüzün izleri görülür. Bunun yanında, biçim, dil, söyleyiş ve ölçü bakımından da milli sanatçımızdır. Mısralarında yalınlık, arılık, açıklık ve içtenlik vardır. Hiç bir yapmacık öğe bulunmaz O'nun şiirlerinde. İçini bütünüyle bize açar, anlaşılmaz birçok felsefe kavramını, çok açık ve yalın bir dille, anlatıverir. Yunus'ta halk zevkine yakınlık ve derin bir lirizm görülür. Bu nedenle, halkın içinde yüzyıllar boyunca yaşaya gelmiştir. Bir bakıma, tekke şiirinin, dinsel kökenli şiirin de kurucusu sayılabilir. Şiirlerine koyduğu büyük öz nedeniyle, bütün tarikatlarca benimsenmiş, insanlığı saran duygu ve düşünceleriyle, her anlayıştaki insanın en yakın dostu, duygu arkadaşı olmuştur. Tarikatlarla ilgisi olmayanlar da, Yunus'u bu özünden, içeriğinden dolayı sevmişlerdir. Yunus'un şiirleri incelendiğinde, mesajın, duru bir Türkçe olduğu görülür. Ama bazı şiirlerinde İran, Hint ve Yunan mitolojilerinden gelen terimler, din yoluyla giren bir çok yabancı kelimelere de rastlanır. Bu da, Yunus'un yüksek kültür ve bilgi birikiminin bir göstergesidir. Yabancı kelimelerle, ya da bazı terimlerle süslenen söyleyişlerinde de doğaldır ve halka yakındır. Yabancı dil öğelerini, yerli yerinde kullanmış olduğundan, yadırganmamıştır. Söyleyiş bakımından, halkın diline çok yakındır. Halk deyimlerinden yararlanırken; halkın benzetmelerini kullanırken, hiç bir yadırgama görülmez şiirlerinde. Yunus genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır. Zaman zaman da Aruz ölçüsünü kullandığı görülür. Abdulbaki Gülpınarlı, O'nun şiirlerinin 66 tanesinin Aruzla yazılmış olduğunu belirtmektedir. Şiirlerinde kafiyeye fazla önem vermemiştir. Sözgelişi, "baldan", "sözden", "dilden" sözcüklerini kafiye olarak kullanırken, O'nun için "den" veya "dan" ekleri ve onun sağladığı ses armonisi, Yunus için yeterlidir. Bu nedenle kafiye anlayışı, özgür bir temele dayanmaktadır. Şiirlerinde biçim bakımından ya dörtlüklerden oluşan, ya da mesnevi düzenine uyan bir biçim görülür. Dörtlüklerden oluşan şiirleri daha çok koşma türündedir. Acep şu yerde var m'ola şöyle garip bencileyin Bağrı başlı, gözü yaşlı şöyle garip bencileyin. Yunus Emre sözün gücünü, kudretini çok iyi kavramıştır. İyilik ve kötülüğün sözden geldiğini, ifadesini doğru bulmayan sözün, nelere yol açabileceğini görmüştür. O'na göre söz, insanları dost da düşman da eden bir araçtır. İnsanları kırmamak için, iyi ve tatlı sözler söylenmesinden yanadır. Mevlana gibi Yunus da insana önem verir. Din, tarikat, görünüşte farklı olan yollardır. Hepsinin amacı iyi insan olmak ve insanlık hedefine ulaşmaktır. Yunus aslında, her insanın bir hedefi olduğu inancındadır. Doğduğunda da bazı yüce değerler taşır insan... yaşamı boyunca toplum onu baskı altında tutar ve kendi istediği yöne götürür. Bu baskıdan kurtulup özgür olmak, ancak "tarikat" ile olur. Yunus bilgilidir, usta bir sanatçıdır. Sözün değerini bilir, şiirin nasıl söyleneceğini nağme gibi işler. Bir derviş olarak, insanlık anlayışının en yüce noktasına erişmiştir. Bununla birlikte, dünyadan kopmaz. Dünya, güzellikleri, dağları ve ovaları, bitki ve hayvanlarıyla O'nu hep çekmiştir. Yunus'un şiir ve ilahilerini içine alan iki eser, bizlere ulaşabilmiştir. Bunlar Yunus Divanı ve Risalet-ün Nushiyye adlı eserlerdir. Yunus bütün şiirlerini "meleklerde bilmez ola" dediği, insan üstü, şairler üstü bir perdeden söylemiştir, deha perdesinden seslenmiştir. Her şeyi ancak Yunus'un söyleyebileceği kudretle söylemiştir. Onun için ister Tarikattan, Şeritten veya Hakikatten dem vursun; ister Allah'ı, doğayı, güzelliği veya insanlığı anlatsın; O, şiirlerin hepsinde Yunus'tur. Türk sofilerinden hiç kimse, O'nun söyleyiş makamına çıkamamıştır. Yunus Emre Hakkında BilgiYunus Emre’nin hayatına ait kesin bilgiler çok azdır. Onun doğduğu, yaşadığı yer ve hayatı hakkında söylenen menkıbeler ile çeşitli yerlerde onun için yapılmış makamlar ve mezarlar, bu büyük şairin mezarının bulunduğu yeri de belirsiz hale kurduğu Yunus mektebine mensup şairlerin şiirlerinin onunkilere karışması da Yunus’un kimliğinin belirlenmesinde karışıklıklara sebep Emre’den sonra yaşayan Miskîn Yunus, Âşık Yunus, Dervîş Yunus gibi daha başka adlarla anılan veya Yunus adını taşıyan şairler onun hayatı gibi şiirlerini de Emre, eserlerindeki bilgilere göre Anadolu’da birçok yeri gezmiş, Halep’e, Şam’a, “yukarı iller” dediği Azerbaycan’a kadar gitmiş, Konya’da Mevlânâ’nın meclisinde bulunmuştur. O, şiirlerinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Ahmed Fakîh, Saltuk, Barak, Tapduk Emre ve Molla Kasım’dan bahseder. Saltuk ve Barak hariç bunların hepsi XIII. ve XIV. yüzyılda yaşayan kimselerdir. Yunus Emre, Adnan Sadık Erzi’nin Bayezid Devlet Kütüphanesi’nde bulunan bir mecmuada tespit ettiği bilgilere göre, h. 720/m. 1320 tarihinde 82 yaşında duruma göre, 1240 yıllarında II. Gıyaseddin Keyhusrev zamanında doğduğu tahmin edilen Yunus Emre, yaşlılık yıllarını son Selçuklu sultanı V. Kılıçarslan 1310-1318 ile Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey 1300-1322 zamanında geçirmiştir. XV. yüzyılda yazıya geçirilen Hacı Bektaş-ı Velî Velâyet-nâmesi’nde, XVI. yüzyılda yazılan Taşköprülüzade’nin Şakâyık-ı Nu’maniyye’sinde ve Lâmi’î’nin Nefehatu’l-Üns’ünde Yunus Emre’nin, Tapduk’un dervişi olduğu, uzun yıllar şeyhine hizmet ettikten sonra Sakarya havzasında bulunan Sarıköy’de yaptırdığı zaviyesinde bir süre halkı irşat ettikten sonra öldüğü ifade Bektaş-ı Velî Velâyet-nâmesi’nde Yunus Emre ile şeyhi Tapduk Emre Bektaşî olarak gösterilir. Ancak Yunus Emre, şiirlerinde Tapduk Emre’ye bağlılığını sık sık belirttiği, Mevlânâ’nın, Ahmed Fakîh’in, Seyyid Necmüddîn, Geyikli Hasan vb. şahısların adlarını andığı halde Hacı Bektaş-ı Velî’den hiç söz etmemiştir. Yunus’un şiirlerinde Bektaşî olduğunu gösteren herhangi bir unsur da Emre ile ilgili çalışma yapanların da onun doğduğu ve yaşadığı yer konusunda farklı görüşleri bulunmaktadır. Cahit Öztelli ve İbrahim Hakkı Konyalı Yunus Emre’nin Karamanlı olduğu, Fuad Köprülü ise Sivrihisar yöresinde veya Bolu’ya ait Sakarya suyu çevresindeki köylerden birinde yetiştiği, Abdülbaki Gölpınarlı ve Faruk Kadri Timurtaş ise şairin Sarıköy’de yaşadığı ve orada vefat ettiği Tekindağ’ın ileri sürdüğü dördüncü bir görüşe göre, Yunus’un Konya ile Kayseri arasındaki illerden birinde yaşamış olma ihtimali vardır. Biz de, eldeki verilerin ve menkıbelerin ışığında Yunus’un Aksaray ve Kırşehir illerine yakın bir yerden olduğu kanaatindeyiz. Çünkü Hacı Bektaş’ın bulunduğu Suluca Karahöyük ve Tapduk Emre’nin yattığı yer buralardadır. Yunus’u da bu yerlerde aramak gerekir. Ayrıca Türkçenin o devirde Yunus hayatta iken yazılan büyük eserleri olan Mantıku’t-Tayr ve Garib-nâme de bu bölgede yazılmış Emre, adı ve şöhreti Türk halkı arasında çok yaygın bir şairdir ve onun şiirleri bugün bile sevilerek okunmaktadır. Mevlânâ’nın onun için, “ilâhî konaklardan geçerken her çıktığım menzilde Yunus’un izini gördüm” demesi şairin halk arasındaki değerini göstermesi bakımından önemlidir. Eğirdir, Bursa, Keçiborlu, Emre Köyü, Aksaray, Karaman ve Erzurum’un Dutçu köyü gibi Anadolu’nun pek çok yerinde onun adına makamlar =anıt-mezarlar yapılmış, başka Yunus’lara ait olan mezarlar da bu şaire ait kabul edilmiştirEserleriRisâletü’n-Nushiyye Küçük bir öğüt kitabı olan bu eser, 1307’de yazılmış tasavvufî ve ahlâkî bir mesnevidir. Mesnevinin başında fâilâtün fâilâtün fâilün vezniyle yazılmış on üç beyitten meydana gelen bir manzumeden sonra kısa bir düz yazı yer alır. Bundan sonraki bölümü mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün vezni ile yazılmış olan eser, yazma nüshaya göre 562, matbuya göre 623 Yunus Emre’nin ikinci eseridir. Daha çok gönül coşkunluğu ile yazdığı cezbe şiirleri ile aklın ötesine geçen ve gönül dünyasına açılan manzumelerden meydana bir örnekÇıkdum erik dalına anda yidüm üzümi Bostan issi kakıyup dir ne yirsin kozumıKerpiç koydum kazana poyraz-ıla kaynatdum Nedür diyü sorana bandum virdüm öziniİplik virdüm çulhaya sarup yumak itmemiş Becid becid ısmarlar gelsün alsun beziniBir serçenün kanadın kırk katıra yükledüm Çift dahı çekemedi şöyle kaldı kazanıBir sinek bir kartalı salladı urdı yire Yalan degül gerçekdür ben de gördüm tozınıBir küt ile güreşdüm elsüz ayagum aldı Güreşüp basamadum köyindürdi özümiKaf tagından bir taşı şöyle atdılar bana Öglelik yola düşdi bozayazdı yüzümiBalık kavaga çıkmış zift turşusın yimege Leylek koduk togurmış baka şunun söziniGözsüze fısıldadum sagır sözüm işitmiş Dilsüz çagırup söyler dilümdeki sözümiBir öküz boğazladum kakıldum sere kodum Öküz issi geldi eydür bogazladun kazumıBundan da kurtılmadum n’idesini bilmedüm Bir çerçi geldi eydür kanı aldun gözgümiTospagaya sataşdum gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer kancaru Kayseri’ye azimiYûnus bir söz söyledün hiçbir söze benzemez Münâfıklar elinden örter ma’nî yüziniKaynakAnadolu Yüzyıllar Türk Edebiyatı

yunus emrenin kısa bir ilahisi