♠️ Çevremizde Gördüğümüz Sorunlar Ve Çözümleri

BaştaSerdar Bey ve Fatih Bey olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. 2008 yılından bu yana Sinerji Ailesinin bir üyesi olmaktan dolayı da çok memnunum. Ve son not; Hazır olan föyden, Uyap\'a bağlantı kurulup icra takibinin açılması süresi yaklaşık olarak sadece 3 dakika sürdü. Çevremizde gördüğümüz sorunlara örnekler. Çevremizde gördüğümüz sorunlara örnekler konusu, LakLak Bölümü / Soru Cevap forumunda tartışılıyor.. Konu etiketleri: çevremizdeki sorunlar, çevremizdeki sorunlar ve çözümleri, çevremizde gördüğümüz sorunlar, etrafımızdaki sorunlar, çevremizdeki sorunlar nelerdir, çevremizde gördüğümüz sorunlar ve çözümleri Teknolojibağımlılığının belirtilerinden bahsedelim: -Teknolojik aletlerin başında saatlerce zaman geçirmek. -Çevrenizdekilere ekran karşısında daha fazla vakit geçirebilmek için bahaneler üretip, yalan söylemek. -İnsanlar ile yüz yüze iletişim kurmaktan kaçınmak. -Asosyal bir kişilik olmak. -Teknolojik aletlerden uzak AiledeEvlilikte ve Çiftler arasında İlişki, İletişim, Uyum, Güç Savaşı, Aldatma, Aldatılma Gibi Sorunlar ve Çözümleri. Ailelerde Sık Karşılaşılan Psikolojik Sorunlar Çözümler . Aile Yaşam Döngüsü. Yaşam inişli çıkışlı bir yol. Bueğitici, iPhone ve iPad'de veri kaybetmeden kayıtlı parolaları bulmanın, görüntülemenin, düzenlemenin ve yönetmenin en kolay yollarını gösterir. 15.06.2022 | tarafından gönderildi ashley mae için iOS İpuçları , iOS Parolalarını Yönet. iPad'i Amazon Fire Stick'e Yansıtmak için Uygulanabilir Yöntemler. Çevre sorunları ve çözüm yolları. Published Şub 27, 2010 · Updated Ara 20, 2015. Çevre deyince; küresel ısınmadan, iklim değişikliğine, atık suların arıtılmasından katı atıkların bertarafına, hava kirliliğinden görüntü kirliliğine, geri kazanımdan tasarrufa, enerjinin verimli kullanılmasından suyun verimli Mobil imza işlemi tamamlanamıyor ONLINE SORUNLAR VE ÇÖZÜMLERİ GİRİŞ EKRANI Chrome ya da Mozilla kullanarak işlemler gerçekleştirilmeli. JAVA YÜKLÜ MÜ Çevrimiçi Evrak Sistemi URL Kullanıcıların bilgisayarlarında Java yüklü değilse aşağıdaki gibi hata verecektir. DemirEksikligi: Problem: Cannabiste demir eksikliği kendini, yaprakların sararırken, su damarlarının hala yeşil kalması görünümüyle belli eder. Magnezyum ve sülfür eksikliğine benzer belirtiler gösterir ancak sadece genç yaprakları etkiler. Yeni çıkan yapraklar sarı çıkar. Püskülden başlayacak olursak , en havalı şekilde görebilceğiniz yer etekler ve ceketler.Milano moda haftasında sokaklarda tur atarken çevremizde en çok gördüğümüz detayların başında gelen şeydi havalı püskül.Örneğin süetten yapılmış yumuşak dokulu tarçın tonlarında püsküllü bir parçayla hem bohem havanızı SORUNLARVE ÇÖZÜMLERİ 2. GİRİŞ. ÜDS için hazırlık yapan adaylar bin türlü sorunla karşılaşıyor ve (genellikle) olmayan deneyimleri ile bu sorunları kendi başlarına çözmeye çalışıyorlar. Kimisi yok denecek kadar az bir İngilizce temeli ile hemen kolları sıvayıp ÜDS sınavlarının başına oturuyor; kimisi belki Türkçe Wild Rift Beta Desteği. Kurulum ve Teknik Yardım. Bilinen Sorunlar ve Bunların Çözümleri. Wild Rift Temel Bilgiler ve SSS. Kurulum ve Teknik Yardım. Alımlar ve Kazanılan İçerikler. Etkinlikler. Nlpile Sorun Çözme Teknikleri. Hepimizin kendine özgü düşünce ve davranma biçimleri,eşsiz duyguları, tutumları ve inançları vardır.Dış dünyadan edindiğimiz deneyimler beş duyumuzla birlikte süzgeçten geçirilir ve bu içsel duyular sayesinde hedeflerimizin şekillenmesine yansıtılır. Anlama yetimiz ile bilincimizin p1aM. Olumlu kıyaslamalar tekniği sorun çözme ve sıradışı düşünme biçimlerinden biridir. Diyelim ki bir sorunumuz var. Bu soruna çözüm arıyoruz. Çevremizde gördüğümüz herhangi bir nesnenin özelliklerinden yola çıkarak sorunumuzla kıyas yapıp çözüm üretebiliriz. Örneğin canımız son derece sıkkın, bunalmışız. Yürürken yol kenarında otları görüyoruz. Otun özelliklerinden yola çıkarak canımızın sıkıntısına çözüm üretebiliriz. Öncelikle otun bazı özelliklerini düşünelim. Bir ot nerede duruyorsa orada güzeldir. Sarayın bahçesindeki ot, niye ben niye kırlarda değilim, ya da kırlarda yetişen ot neden ben sarayın bahçesinde değilim diye isyan etmez. Her ot kökleri ve toprağı üzerinde canlılığını sürdürür bundan şikayet etmez. Bir ot kar olsa soğuk olsada acaba bahar gelecek mi? 'Ben tekrar yeşerecek miyim?' kaygısını yaşamaz. Her mevsim de yaşayacağı doğal şeyleri yaşar. Bunu hiç bir şekilde kaygıya dönüştürmez. Otlar havayı, rüzgarı, ısıyı, ışığı hatta sevgiyi hisseder. Örneğin bir rüzgarda öyle keyifli şekilde dans eder ki, kendini rüzgara verir, kendinden geçer. Yağmur da yağsa, rüzgar da esse, soğukta olsa ot onun keyfini çıkarır. Niye rüzgar sert, niye ısı fazla, niye ışık az demez. Örneğin ay ışığında emsalsiz bir tabloya dönüşür. Otlar genelde yeşildir. Bir ot “niye ben gece mavisi renginde değilim” diye isyan etmez. Bir ot rengiyle, doğasıyla barışıktır. Yeşil renk onun kimliğidir. Bundan gocunmaz. Yeşil olarak bulunduğu yere güzellik verir. Bakan gözleri şenlendirir. Otların yaşam alanlarında bazen üzerine parke taşları döşerler. Ama otlar fırsat bulduğu bir aralıktan ortaya çıkar. Varlığını korur ve neslini devam ettirir. Başımıza taş yığıyorlar diye sızlanmaz. Taşa rağmen bir çıkar yol bulur. Bazen kayaların arasından çıkar. Bir ot, dalı kırılan bir ot görse, ya da kuruyan bir ot görse, bundan bir endişe duymaz. Yeşermenin olduğu kadar kurumanın da o kadar doğal olduğu prensibiyle hareket eder. Her otun bir şifalı tarafı vardır. Örneğin adamotu yaşam enerjisi verir. Vücudun direncini arttırır, halsizlik hissini giderir. Kas kasılmalarını engeller ve var olan kasılmaları giderir. Yatıştırıcı olarak kullanılabilir. Otlarla ilgili daha bir çok özellik sayılabilir. Şimdi can sıkıntımızla otun bu özelliklerini karşılaştıralım. Eğer kendimizi başkalarının imkanlarıyla kıyaslayıp bir mutsuzluğa düşmüşsek. saray bahçesindeki otla kırlardaki otu düşünelim. Her biri kendi kökleri ve toprağı üzerinde yaşıyor. Bizler kendi imkanlarımızda özel ve özgünüz. Başkalarıyla kendimizi kıyas ederek canımızı sıkmamız saçma bir şey. Hayatın tatsız süprizleri gibi görünen şeyler hayata dahildir ve bizim olgunlaşmamızı sağlar. Hava soğuk, karanlık, yağışlı olmasa hep güneşli olsa o otlar yetişir mi? Yemyeşil canlılığa ulaşabilir mi? Varlığını sürdürür mü? Aslında hayattaki zorluk gibi görünen şeyler bizi güçlendiren unsurlardır. Niye bizler de ot gibi rüzgarı, ısıyı, ışığı, sevgiyi hissedip bunu bir doğa dansına çevirmeyelim. Aşkla dönen dünyanın ritmine katılmayalım. Nasıl ki bir ot nasıl renginden dolayı utanmazsa bulunduğu yere rengiyle güzellik katarsa bakanlara göz şenliği yaşatırsa biz de doğal halimizle hayata güzellik katabiliriz. Bakanların estetik duygusuna hitap edecek bir güzelliği taşıyabiliriz. Nasıl üzerine parke taşı döşenen taşların arasından kayaların arasından otlar bir boşluk bulup taşlara meydan okuyorsa bizlerde bize atılan taşlara meydan okuyabiliriz. Büyük adamların heykelleri, hayattayken üzerlerine atılan taşlardan yapılır.” Jean Cocteau Nasıl bir otun dalı kırılırsa veya bir ot kurursa, ot bunu bir korku, kargı olarak değil doğal bir durum olarak karşılar. Hayatın içinde hastalık, yaşlılık ve ölüm vardır. Bu da hayatın doğasındadır. Akılla gerekli tedbirleri aldıktan sonra gereksiz kaygı ve korkulara gerek yoktur. Hayatta muzdarip olduğumuz çoğu şeyin şifası doğada vardır. Yukarıda sayılan özellikler nedeniyle psikolojik olarak bir fayda sağlayamamışsak, biraz adamotu tozunu su ile karıştırarak içebilir, yaşam enerjimizi artırabilir, halsizlik, bitkinlik durumunu ortadan kaldırabiliriz. Olumlu kıyaslamalar tekniği tabirini ben kullandım. Buna çapraz düşünme tekniği de denmektedir. Siz de hayatta karşılaştığınız bir sorun için gördüğünüz bir nesnenin özelliklerinden yola çıkarak çözüm arayabilirsiniz. Her derdin bir dermanı, her sorunun bir çözümü vardır. Yöntemini biliyorsak işimiz kolaylaşır. 1 view İstatistikler Bugün Toplam Toplam 0 kez görüntülendi. 92 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı. Türkiye’de çevre sorunları nelerdir? Türkiyede çevre sorunlarının listesi bir hayli kabarık Orman tahribatı, su kaynaklarının yitirilmesi, iklim değişikliğinin insan ve doğa üzerindeki etkisi, denizlerin ve toprağın kirletilmesi, hava kirliliği, fosil yakıtlar, atık ve çöp sorunları… Ülkemizdeki en önemli çevre sorunu nedir? Bunun en büyük nedenlerinden biri nüfus artışı ve sera gazlarının kullanımıdır. Bununla birlikte çarpık kentleşme sonucu ormanlık alanların azalması ve bitki örtüsünün tahrip edilmesi de en önemli etkenler arasında yer alıyor. Çevremizde gördüğümüz çevre sorunları nelerdir? Dikkat Edilmesi Gereken 10 Önemli Çevre Sorunu İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SANAYİ VE EV ATIKLARI. ASİT YAĞMURU. OZON TABAKASININ AZALMASI. KENTSEL YAYILMA. 20 Eki 2017 Istanbul’daki çevre sorunları nelerdir? Hava Kirliliği. Türkiye Ormancılar Derneği, 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü’nde hazırladığı raporda orman alanlarının. … Su ve Atık su. … Toprak Kirliliği. … Gürültü Kirliliği. 27 Haz 2019 Türkiye’deki çevre sorunları nelerdir maddeler halinde? İklim değişikliği, çölleşme, biyolojik çeşitlilik kaybı, ormansızlaşma, ozon tabakasının tahribatı, asit yağmurları, hava, su ve toprak kirliliği, tehlikeli atıklar, deniz ve okyanus kirliliği gibi küresel çevre sorunları, siyasi sınır tanımaksızın çevrenin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmakta; insanların güvenliği, … Türkiye’de çevre kirliliği ne durumdadır? Bu rapora göre Türkiyede su kirliliği 32 ilde, hava kirliliği 27 ilde, atıklar 19 ilde, gürültü kirliliği 2 ilde, erozyon 1 ilde öncelikli çevre problemidir. Geçmiş yıllar ile karşılaştırıldığında atıklar ve hava kirliliğinin öncelikli olduğu il sayısı azalmıştır. Günümüzde en önemli çevre sorunları nelerdir? Çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma, ozon tabakasının tahribatı, asit yağmurları, hava, su ve toprak kirliliği, tehlikeli atıklar, doğal kaynakların tükenmesi, deniz ve okyanus kirliliği, okyanusların asitlenmesi küresel çevre sorunları arasında öne çıkmaktadır. Çevre sorunları nelerdir maddeler halinde kısaca? Çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma, ozon tabakasının tahribatı, asit yağmurları, hava, su ve toprak kirliliği, tehlikeli atıklar, doğal kaynakların tükenmesi, deniz ve okyanus kirliliği, okyanusların asitlenmesi küresel çevre sorunları arasında öne çıkmaktadır. Çevre sorunları ve nedenleri nelerdir? ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN ANA NEDENLERİ Nüfus artışı … Şehirlere yoğun göçlerin yaşanması … Kentleşme sorunları … Sanayileşme. … Doğal kaynakların yoğun tüketimi. … Değişen tüketim alışkanlıkları … Artan enerji ihtiyacı … Yoğun kimyasal kullanımı Istanbul’da hangi çevre kirliliği görülmektedir? »İstanbulda yoğun bir şekilde sanayi kaynaklı toprak kirliliği görülüyor. Çoğu tarım arazisi kara yollarına, apartmanlara, havaalanlarına, alışveriş merkezlerine, sanayi alanlarına ve tesislere dönüştürülüyor ve tesislerin çoğu atıklarını gelişigüzel bir şekilde toprağa bırakıyor. Yaşadığımız yerde görülen çevre sorunları nelerdir? Yüzey suları Yeraltı suları Yüzme suları Hava kirliliği. Atıklar. Gürültü kirliliği. Erozyon. Dış bağlantılar. Türkiye’de çevre kirliliğine neden olan etkenler? Çevre sorunlarının diğer kaynakları Göçler ve düzensiz şehirleşme. Kişi başına kullanılan enerji, su, kağıt, kömür vb. artışı Ormanların tahribi, yangınlar ve erozyon. Aşırı otlatma ve doğal bitki örtüsünün tahribi. Konutlardaki ve işyerlerindeki ısınmadan kaynaklanan özellikle kalitesiz kömür kullanımı hava kirliliği. Türkiye’de çevre kirliliği en önemli kaynağı nedir? Evsel atıksular, katı atıklar, sanayi atıkları, sanayi atık suları, zirai ilaç ve gübreler ile göl taşımacılığı başlıca kirlilik nedenleridir. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde arıtma tesislerinin olmaması evsel atık sularını en önemli kirletici yapmıştır. Çevre sorunları ve çözüm yolları nelerdir? Çöplerimizi kesinlikle doğaya atmamalı, kağıt,cam,plastik gibi atıkların geri dönüşümünü sağlamalıyız. Ev ve fabrika bacalarından çıkan gazlar hava kirliliğine yol açtığı için filtre kullanmalıyız. Yeşil alanları arttırarak orman tahribatını önlemeliyiz. Ozon tabakasına zararı olan herhangi bir üründen kaçınmalıyız. Çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma, ozon tabakasının tahribatı, asit yağmurları, hava, su ve toprak kirliliği, tehlikeli atıklar, doğal kaynakların tükenmesi, deniz ve okyanus kirliliği, okyanusların asitlenmesi küresel çevre sorunları arasında öne çıkmaktadır. Engelli bireyler yaşadıkları toplum içinde psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar, engelli ve ailesinin bu durumla yüz yüze gelmesiyle başlamakta zaman geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal bireyin yaşadığı sıkıntılar ve zorluklar hem aile hem de sosyal çevresinde kendini gösterir. Engellilerin yaşadığı en büyük sıkıntı ayrımcılığa uğramadır. Örneğin, engellilerin üretime katılamaması dolayısıyla işsizlik sorunu yaşaması en temel sorunları olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra temel insani hizmetler eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik, istihdamden fırsat eşitliği temelinde yeterince yararlanamamaları da onların engelli olarak damgalanması, ayrımcılığa uğraması ve dışlanması boyutunda bildiride, engelli bireylerin ve ailelerinin sorunlarla yüzleşmesi, verdikleri tepkiler, kabul etme süreçleri, sorunun çözümüne katılmasının yanı sıra, toplumun engellilere bakış açısı, tutum ve davranışları, onların yaşadıkları toplumdan dışlanmalarına yol açan faktörler, fiziksel çevrede karşılaştıkları sorunlar, eğitim ve istihdam alanındaki yaşadıkları güçlükler ve tüm bunların giderilmesi için ihtiyaç duyulan çalışmalar ele alınmaktadır. Ayrıca, engellinin sorun yaşadığı ilk andan çözüm evresine kadar geçen aşamalarda, sosyal hizmetin, diğer disiplinlerle ekip çalışması halinde sorunlara daha kalıcı çözümler üretmesi süreci de KelimelerEngelli,Dışlanma,Ayrımcılık,* Özge YİĞİT* Songül YAŞAR* Tuğba TAYFURGİRİŞ Engelliliğin herkes tarafından kabul edilen ortak bir tanımı ya da sınıflandırılmasından söz etmek olanaklı yine de en genel tanımı şu şekilde yapılabilir ; Daha önceden özürlü, “bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinde belirli oranda fonksiyon kaybına neden olan organ yokluğu ve bozukluğu sonucu, toplumsal rolünü gerçekleştirebilmesi için bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi” tarih ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu; c olarak ele alınırken bugün “doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uyamama durumunda olup; korunma, bakım, rehabilitasyon. danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişi ” tarih ve 572 sayılı KHK’nin 5. maddesiyle 2828 sayılı Kanun’un c’nin değiştirilmesi. olarak tanımlamanın aksine özürlülerin belirli kesimi her yerde ve her zaman sürekli olarak başkalarının yardımına, himayesine ve bakımına ihtiyaç duymamaktadır.1Çeşitli nedenlere dayalı olarak ortaya çıkan engelliliğe bağlı olarak engelli birey ve ailesi çeşitli ihtiyaçlara sahip olmakta , psikososyal ve ekonomik sorunlar sorunların niteliği ve niceliği ülkeden ülkeye değişmekle birlikte , yine de her toplumda engelli bireylerin belli sorunları yaşamaları kaçınılmaz gibi İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan 2002 ÖzürlülerAraştırması sonuçlarına göre, ülkemizdeki toplam nüfusun % 12,29’unu özürlü vatandaşlaroluşturmaktadır. 8 milyon 431 bin 937 toplam özürlü vatandaşın %9,7’si süreğen hastalığı olan; %1,25’i ortopedik, %0,48’i zihinsel, %0,38’i dil ve konuşma, %0,37’si işitme, %0,6’sı görme özürlü bireylerden oluşmaktadır. Stratejik vatandaşlar için en önemli sorunların başında istihdam gelmektedir. Her beş özürlüden yalnızca biri % işgücü piyasasında yer almaktadır. Erkek özürlüler için %32,2 ve kadın özürlüler için ise % olan bu oran, kentlerde %25,6 ve kırsal alanda %17,7’dir.Stratejik Özürlülerin işgücüne katılma oranındaki düşüklüğün en önemli sebepleri; eğitimli ve bir meslek sahibi olmuş özürlü kişi sayısının azlığı, toplumun özürlü kişilere önyargılı bakışı, ulaşılabilirlik sorunları, işyerlerinde uygun ortamın yaratılamaması, işverenlere teşvik ve cezauygulamasının etkin işlememesidir. Özürlülerin eğitim olanakları açısından karşılaştıkları engellerin daha sonra istihdamları açısından da sorun yaratması dikkat çekicidir. 2002 Türkiye Özürlüler Araştırmasına göre özürlülerin % 21’inin okur-yazar olmadığı görülmektedir. Özürlülerin yalnızca % 13,7’si mesleki eğitimden işgücüne katılımda yaşadığı bu tür sorunlar sosyal dışlanma ve yoksulluk riskini de beraberinde İş Kurumu İŞKUR istatistiklerine göre, 2002 yılı sonu itibariyle özürlü istihdamı iken, . 2006 yılı içinde iş arayan özürlülerden kamuda, özel sektörde olmak üzere 23 bin 781 özürlünün işe yerleştirilmesiyle bu sayı iki katını aşmıştır. 2006 yılı sonu itibariyle 57 bin 151’i erkek, 10 bin 492’si kadın olmak üzere toplam 67 bin 643 özürlü kişi işe yerleştirilmeyi beklemektedir. Bunun dışında, uzun yıllar iş aradığı halde iş bulamadığı için iş aramaktan vazgeçmiş ve özürlü maaşı ile yaşayan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Buna karşılık özel sektörde yaklaşık 20 bin, kamuda ise yaklaşık 2 bin 300 olmak üzere 22 bin civarında açık kontenjan bulunmaktadır. Sonuç olarak, özürlülerin istihdamının yeterli düzeyde olmadığı sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanma düzeylerine bakıldığında, % yani 5 milyon özürlünün sosyal güvenlik hizmetlerinden faydalandığı görülmektedir. Bunların yaklaşık 4,2 milyonunu süreğen hastalığı olanlar oluştururken, 800 bini ise ortopedik, görme,işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerden oluşmaktadır. Sosyal güvencesi olan 5 milyon özürlünün % 45’i kendi adına ve % 55’i ise hak sahibi sıfatıyla sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanmaktadır. Sigortalının çalışamayacak durumda olan özürlü çocukları ise hem söz konusu aylık ya da gelirden hem de sağlık yardımlarından yaşamları boyunca faydalanmaktadırStratejik Plan bireyin yaşadığı sıkıntılar ve zorluklar hem aile hem de sosyal çevresinde kendini gösterir. Engellilerin yaşadığı en büyük sıkıntı ayrımcılığa uğramadır. Örneğin, engellilerin üretime katılamaması dolayısıyla işsizlik sorunu yaşaması en temel sorunları olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra temel insani hizmetler eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik, istihdamden fırsat eşitliği temelinde yeterince yararlanamamaları da onların engelli olarak damgalanması, ayrımcılığa uğraması ve dışlanması boyutunda bireylerin ve ailelerinin sorunlarla yüzleşmesi, verdikleri tepkiler, kabul etme süreçleri, sorunun çözümüne katılmasının yanı sıra, toplumun engellilere bakış açısı, tutum ve davranışları, onların yaşadıkları toplumdan dışlanmalarına yol açan faktörler, fiziksel çevrede karşılaştıkları sorunlar, eğitim ve istihdam alanındaki yaşadıkları güçlükler genel anlamda ele AİLESİNİN VERDİĞİ TEPKİLERAileler için özürlü bir bireye sahip olacaklarını veya olduklarını öğrenmek, yaşamlarının en zorlu deneyimidir. Bilindiği gibi özürlülük olgusu bazen doğum öncesi veya doğumda teşhis edilmekle birlikle bazen de hastalık, kaza vs. nedenlerle sonradan da ortaya çıkabilmekledir. Bu durumda aileler için en genel güçlük, özürlülüğe ilişkin durumun teşhisi ya da Öğrenme aşamasındadır. Bekleme süreci, son derece yıpratıcı bir dönemdir. Gerçeği öğrenmek, aileler acısından belirsizliğe tercih edilen bir durumdur . Özürlü çocuğa sahip olan ailelerin, çocuğunun özrü ile ilgili ne kadar umutsuz da olsalar, çocuklarının iyileşeceği konusunda mucize beklentileri vardır. Engelli ailesi bu durumla baş etme sürecinde çeşitli aşamalardan geçer ve bu aşamalarda çeşitli tepkiler bunlar 3 ana başlıkta ele alınırBirincil tepkiler şok , reddetme , acı çekme ve depresyon İkincil tepkiler suçluluk duyma , kararsızlık , kızgınlık duyma,utanma Üçüncül tepkiler uzlaşma, uyum sağlama ya da kabul etme bir çocuğa sahip olmak anne ve baba için bilinen ve umulan hayatın istemedikleri yönde değişmesi ile onları zorda bırakan ve yeniden yapılanmayı zorunlu kılan bir durumdur. Öyle ki o güne kadar kendilerinin belirleyebileceğini sandıkları geleceği ve gelecek planlarını yeniden yapılandırmak zorundadırlar. Engelin özelliğine göre farklı beklentiler kurgulamalarına rağmen yeniden ve hiç bilmedikleri ve bir anlamda sağlam referansları da olmadan bir geleceği kurgulamak durumundadırlar. Her ne kadar anayasada devletin bir “sosyal devlet” olduğu vurgusu yapılmışsa da ülkemizdeki ekonomik ve sosyal yapılanma halen olması gereken düzeyin çok altındadır. Örneğin engelli birey için okul, kreş, bakım evleri, mahalleler, sokaklar, yaşadığı evin dizaynı gibi alanlarda devletin desteği halen gerekenin çok toplumla bütünleşmesinin önünde çeşitli nedenler nedenler de zincirleme başka sorunları doğurmaktadır. Engellilerin topluma kazandırılmalarının önündeki en ciddi sorunlardan birisi, içinden geldikleri sosyo-ekonomik kesimin bir bütün olarak yaşadığı yoksulluk sorunu/gelir dağılımı sorunudur. Doğaldır ki yoksul kesimler arasından gelen engelliler, yoksulluğu üreten başka sebeplerle de bir arada yaşadıkları için, onlar için yoksulluk adeta bir kısır döngüye dönüşmektedir. Bu, onların toplumla bütünleşmelerinin önündeki en ciddi toplumla bütünleşmesinin önündeki bir diğer engel de eğitim konusunda karşılaştıkları sorunlardır. Tüm ülkelerde eğitim sistemi, öncelikle, nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp uygulanmaktadır. Böylece daha en baştan eğitim sistemi, engellileri dışlayan bir anlayışa sahip olmakta; daha sonra da engellileri eğitim sistemiyle bütünleştirecek çeşitli programlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. En çok ihmal edilen konulardan biri de engelli çocukların okul öncesi eğitimidir. Ayrıca yetişkin engelliler için örgün ve yaygın eğitim olanakları da son derece sınırlıdır. Bu nedenle öncelikle eğitim alt yapısının nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi ve engellilerin gereksinimlerini karşılayacak bir düzeye eriştirilmesi gerekir. Engellilerin eğitiminde sorumluluk alacak meslek elemanlarının özel eğitimci, rehber danışman, sosyal hizmet uzmanı yeterli sayıda ve donanımda yetiştirilmeleri gerekir, öte yandan eğitim kurumlarının engellilerin de varlığını hesaba katacak fiziksel düzenlemelere sahip olması, bu kurumlara kolay ulaşım için gerekli önlemlerin alınması, engellilerin özel eğitimi için gerekli ders araç-gereçlerinin hazırlanması gibi konular engellilerin toplumla bütünleşmeleri önündeki ciddi engeller olarak topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri de ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük önem taşımaktadır. . Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da pekişmektedir. Bunun anlamı Hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal yaşamdan dışlanmasıdır.3 Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı Özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak “çalışmak ve işsizlikten korunmak” bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir. İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil merkezi bulunmamaktadır. – İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki engeller başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulamamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır. Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de sürmektedir. Bu gün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak şudur Sorun bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, belirginleşerek yapısal bir özellik kazanan, genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı ile kendine Özgü özellikler taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir parçası olarak getirilecek çözüm arayışları bu gerçeği de gözetmek zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün çözüm arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu gün ülkemizde engelli iş gücü arasında işsizlik oranının tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu oranın %99’lar dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık ifade ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir. Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı toplumsal yaşamın tüm alanlarında rastlanan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok farklı nedenlere bağlı olarak ve farklı görünümler içerisinde yaşanan ayrımcılığın temelinde ben ve öteki ayrımı yatmaktadır. Benden/bizden farklı olan, yani bize benzemeyen ötekidir. Ötekileri tanımlarken çok farklı nitelikler, cinsiyet, etnik köken, inanç, fiziksel özellikler, yerleşim birimi vb., kullanılabilmektedir. Hangi niteliğe yöneldiğinize bağlı olarak gelişen ayrımcılık değişik tehlikeler yaratmaktadır. Burada ise engellinin doğumundan itibaren ve bütün yaşamı boyunca bir çok alanda ve aslında bir çoğumuzun fark etmediği ayrımcılığa dikkat çekeceğiz. Bu ayrımcılığın fark edilmesi için öncelikli olarak kendimize sormamız gereken soru şudurYaşadığımız, çalıştığımız, dinlendiğimiz çevre, toplum, kimin için tasarlanmış?Çalıştığımız iş, bindiğimiz otobüs, yürüdüğümüz kaldırım, okuduğumuz okul, tedavi gördüğümüz hastane, dinlenme-eğlenme yerleri, kısaca içinde yaşadığımız çevre bizi de içine alan bir toplum anlayışı ile mi geliştirilmiştir?Bu sorunların cevapları düşünüldüğünde üzücü gerçek risk altındaki grupların başında gelen engelli bireyleri hiç düşünülmeden tasarlandığı görme engelliler yapılan özel kaldırımların şehrin sadece belli bir semtinde olması , çalıştığımız iş yerlerinde engelliler için asansörler , tuvalet vb. nin olmaması, araçlarını park etmede çeşitli sorunlarla karşılaşmaları, otobüs , vapur, deniz otobüsü gibi diğer toplu taşıma araçlarına binerken de ayrı zorluklarla karşılaştıkları ,yine aynı şekilde engellinin eğitim gördüğü okul binalarında da gerekli donanımların yetersizliği apaçık örnekleri daha da çoğaltabileceğimiz gibi bunların engellinin toplumsal hayattan dışlanmasına yol açtığı ve kişinin kendini sosyal hayattan dışlanmış hissettiği ve kendi içine kapandığı ve bununla beraber bir çok problemin de ortaya çıktığı maalesef araçlarında bulunan sakat’ ambleminin bu ayrımcılığa örnek olduğu arabasını bir başkası kullanabiliyorken, engelli arabasını sırf bu amblem yüzünden kendi dışında kimse kullanamamaktadır. Araç kullanırken sözlü şiddete sıkça maruz kaldıklarını, plakalarında engelli amblemini görünce onlara küfür ettiklerini, saygısız davranışlarda bulunduklarını, kendini deşarj etmek isteyen bazı insanların kötü muamelesine maruz kaldıklarını engelli bireyler sıkça dile toplumun güvenliğini ve bütünlüğünü sağlamakla görevli polislerin dahi kendilerine hoşgörüyle yaklaşmadıklarını ifade ettikleri üzücü bir bağlamda Özürlülerin topluma kazandırılmaları ve bağımsız olarak kendi hayatlarını düzenlemelerine yardımcı olmak için sosyal rehabilitasyon programlarına ihtiyaç vardır.4Batı toplumlarında, özürlülerin insan haysiyetine ve onuruna yaraşır bir şekilde toplum ile iç içe ve barış içinde yaşayabilmeleri için, mümkün mertebe özürlü olan ve olmayanlara yönelik müşterek sosyo-kültürel aktiviteler; sportif faaliyetler; dini ayinler ve siyasi müzakereler tertiplenmektedir Ülkemizde de özürlü insanımızın toplumun bir üyesi olarak, toplumdan soyutlanmadan daimi sosyal yardımlarla temel ihtiyaçlarının giderilmesinin ötesinde hayata bağlı kalabilmesi için hem sosyal devlete, hem de toplumun bütün kesimlerine özellikle gönüllü kuruluşlara ve özürlü derneklere önemli görevler toplumsal yaşama aktif bir biçimde uyumunu ve sosyal entegrasyonunu sağlayabilmek için, sosyal güvenlik, mesleki eğitim, ulaşım ve kendileri için öngörülen diğer hizmetlerin tespitinde, yönteminde ve geliştirilmesinde rol almaları konusunda demokratik katılımlarını da mutlaka temin etmeliyiz. Katılımcı demokrasinin sağlayacağı sosyal diyalog vasıtasıyla, özürlülerimiz kendilerine değer verildiğini hissedeceklerinden dolayı hayata daha olumlu bakabilecekler ve sonuçta kendilerine olan güvenleri artacaktırENGELSİZ YARINLAR İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE SOSYAL HİZMET İLİŞKİSİÖzürlü çocuklar, günlük yaşama, kent yaşamına ve toplum yaşamına sınırlı ölçüde katılabilmektedirler. Eğitimden sağlığa, iş ve mesleki rehabilitasyondan kültür ve sanata, spor ve kent standardının iyileştirilmesine, ulaşımdan psikolojik desteğe, bireysel ve aile danışmanlığı hizmetlerinden gerektiğinde sürekli bakımına kadar çok ciddi ve çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır. Özürlü bireye günlük yaşam sürecinde gerekli olan iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinin kazandırılması özürlü eğitiminin temel amacıdır. Bağımsız yaşam becerileri, öz bakım becerilerinden basit ev işlerine, alışveriş yapma becerilerinden basit yemek hazırlama becerilerine, boş vakit değerlendirme becerilerinden bağımsız yolculuk becerilerine kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde ele becerilerin kazandırılması, özürlü bireylerin toplum içinde çevresindeki bireylere en az bağımlı veya bağımsız olarak yaşamlarını, aynı zamanda en az sınırlandırılmış ortamda, olabildiğince üretken olmalarını sağlayacaktır.5 Özürlünün eşit ve adaletli yaşam hakkı ise yukarıda eşitsiz anlayışın, bakış acısının değişmesi ile mümkün olacaktır. Öncelikle özürlünün hakları ile birlikte yaşamasının kabul edilmesi ve bunun için uygun koşulların yerine getirilmesi temel amaç olmalıdır. Ayrıca toplumun bir üyesi olarak özürlünün toplumda yer alabilmesi ve bireysel, toplumsal üretim süreçlerine katılabilmesi sağlanmalıdır. Toplumsal istismar acısından bakıldığında özürlünün; insan hakları, özürlü hakları ve sosyal adalet çerçevesi içerisi içinde kendini geliştirebileceği ve gerçekleştirebilecek koşullarının sahip olmaması, diğer farklı gruplar gibi özürlünün genel bir yoksunluklar ve yokluklar içerisinde yaşamasına yol açmaktadır. Özürlü kendini gerçekleştirmesi için bilgi, eğitim, istihdam koşulların özürlüye uyumlandırılmış olmalıdır. Bu koşulların oluşması içinde öncelikle toplumsal düşüncenin özürlüye yönelik değiştirilmesini, kamusal politikaların istismarını önleyecek şekilde düzenlenmeli, bu düzenlemeler ile kamusal hizmet yeniden oluşturulmalı ve bu hizmetlerin uygulamasının takibi edilmesi gerekir. Toplumsal istismar, toplumsal ve kamusal alan içinde meydana geldiğine göre bu sorunun çözümünde bu alan içinde olmalıdır. Özürlü alanında çalışan Sosyal Hizmet Uzmanları, diğer meslek elamanlarının, özürlünün ve özürlü ailesinin, kabulü ve oluşan bakış acılarını değerlendirerek, STK, kamu temsilcileri, bilim adamları, konu ile ilgili kişiler katılımı ile oluşturulacak toplumsal düşüncenin pozitif yönde değiştirilmesi, bu alanda kamusal politikaların oluşturulması ve uygulamaların takip edilmesi toplumumuz için önemli bir adım olacaktır. Sonuç olarak, özürlülük ve özürlü birey olgusu yüzyıllar sürecinde kimi zaman olumsuz, kimi zamanda göz ardı edici tutumlara konu olmuştur. Günümüzde insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve sosyal adalettin temel olarak korunması düşüncesinin olduğu dönemdir. Birey olarak bu toplumun bir üyesi olarak özürlülüğün farklılığını görerek, tanıyarak ve kabul ederek özürlünün istismarlarının engellenmesi önemli bir gelişme olacaktır. Bu gerçekleştiğimiz zaman, özürlünün kendini geliştirdiği, farklılığını üretime dönüştürdüğünü, yeteneklerini gördüğünü, kendi kaderini kendinsin tayin etme güvenin oluşacağı bilinmelidir. 6 Özürlülerin spesifik özelliklerini dikkate alacak bir biçimde gerekli olan bütün kamusal sosyal yardım ve hizmetlerin sağlıklı, etkili ve adil bir şekilde yapılabilmesi için, özürlülüğün çok yönlü tanımının somut ve bariz bir biçimde şekillenmesine bağlıdır. Sonuç itibariyle, sosyal siyaset ve demokratik kültür yönünden gelişmiş batı ülkelerinin standartlarını yakalamak istiyorsak, özürlü vatandaşlarımızın yaşam kalitelerinin profilini çizmek ve buna uygun olarak sosyal politikalar üretmek mecburiyetindeyiz. Diğer yandan, özürlülere yönelik sosyal politika hedefleri belirlenmeden özürlülüğün ve özürlünün tanımını yapmak eksik kalır. Bir başka ifadeyle, özürlünün bakıma muhtaçlık, istihdam, sosyal hayata uyum ve ulaşılabilirlik gibi çok yönlü sorunlarına çözüm stratejileri üretmeden yapılan tanımlar bir çok yönleriyle belirsizliklere sebebiyet verebilir Örneğin, bir ülkede özürlülere yönelik uygulanan sosyal politikalar ne kadar gelişmiş ise, özürlüyü kuşatan engellerde o nispette yönelik ayrımcılığın önlenmesinde en etkili unsur, onları iş yaşamına sokmak, üretken kılmaktır. Oysa özürlülerin istihdamında çok boyutlu güçlükler yaşandığı bilinmektedir. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin, işveren tutumlarının, eğitim ve rehabilitasyon çalışmalarının, özürlünün çalışmaya karşı tutum ve davranışlarının ve tüm bunlarla da ilişkili olarak ailelerin, özürlü bireylerin çalışmaları konusundaki tutumunun önemi yadsınamaz.7 KAYNAKÇASchumann, Gesine ve diğerleri; Pflegeversicherung; Midena Verlag; .Aarau; 1995; s. SARAOĞLU Yıldız Teknik Üniversitesi MYODoç. Dr. Kasım KARATAŞ Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi; Engellilerin Toplumla Bütünleşme Sorunları – Bir Sosyal Politika YaklaşımıSosyal Hizmetler Uzmanları Derneği; 4. Ulusal Sosyal Hizmetler Konferansı; Sosyal Hizmetlerin Yeri ve Önemi; Ankara; 1995; s. 158.Sucuoğlu1992, Alter ve Gottlieb 1987Kemal GÖKCAN ,Özürlülükte Toplumsal İstismarİçli, Turhan, Eyüp Doğan ve Kasım Karataş Önsöz Görme Özürlüler İçin Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni Rehabilitasyon Politikaları ve Meslek Tanımları, Yayına Hazırlayan Kasım Karataş. Ankara Körler Federasyonu Yayını No. 4,2001, ss. 1-3.Karataş, Kasım “İnsan Hakları Açısından Özürlülerin İstihdamı” Görme Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım Karataş Yayına Hazırlayan Ankara Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını No. 2,1997, ss. 184-187. MisafirZiyaretçi 7 Aralık 2011 Mesaj 61 bana acil günlük hayatla ilgili hemen acilllllll sorunlar ve varsa çözümleri gerekiyorrrrrrrrrrrrrrr acillllllllllllllllll MisafirZiyaretçi 8 Aralık 2011 Mesaj 62 yha çevremizdeki sorunlarla ilgili örnekler verirmisiniz ödevim var çok acil lazım lütfen daha düzgün cevaplar verin bunlarla ilgili icat yapıcam lütfennn..! MisafirZiyaretçi 8 Aralık 2011 Mesaj 63 küresel ısınma hava kirliliği çevre kirliliği sınıfların pis olması hayvanların ölmesi MisafirZiyaretçi 12 Aralık 2011 Mesaj 64 Yemeği ocakta unutmak , televizyon kumandasının kaybolması önemli , hava kirliliği , monotonluk , bilgisayarda oynarken en heyecanlı yerde annenin " kalk , ders başına " demesi , çözüm bulun lütfen , yemek pişirirken tüpün bitmesi , trafik kazaları , elektronik aletlerin bozulması , elektronik eşyaların çalınması ki bu bütün aletlere alarm konulursa parmak izi sorun olmaz sanıyorum belki , sigara izmaritlerinin yere atılması , yere çöp atılması bu da yerlere caddelere falan muşamba konulursa olur , alın size sorun.. MisafirZiyaretçi 12 Aralık 2011 Mesaj 65 birinin dolabı karışırması ve ya bir misafir gelince yatacak yeririnin olmamasııııı MisafirZiyaretçi 15 Aralık 2011 Mesaj 66 Arkdaş Çvremzdeki Sorunlar! Su Kirliliği Hava Kirliliği Yerlere Çöp Atılması Kısacası Doğal Afetler.. BUkadar Basit Hacı Çok mu zor Ya..... MisafirZiyaretçi 15 Aralık 2011 Mesaj 67 MisafirZiyaretçi 15 Aralık 2011 Mesaj 68 Kantinlerin kalabalık olması sorunu çözmek için 3 bölmeye ayrılabilir MisafirZiyaretçi 15 Aralık 2011 Mesaj 69 meraba bnde 6. sınıfa gidiyorum banada çevremizdeki sorunları yazın dedi öğretmenimiz bnim yazdıklarımın bazılarını paylaşayım sizlerle süpürgesinin sesi sırasında birinin beni itmesi tütmesi ödev yapmadıklarında bnim yazdıklarımı yazmaları mezunlarının iş bulamamaları yapıldığında kokması... Ben bu şekilde yazdım ve öğretmenim de çok beğendi MisafirZiyaretçi 15 Aralık 2011 Mesaj 70 Beyin nasıl çalışır Muhteşem olarak tanımlayabileceğimiz bir iç ihne, bir bilinçaltı zihnine sahip olduğumuzun farkında olmalıyız. Bilinçaltının çeşitli hastalıkların nedeni olduğunu ilk söyleyenlerden biri Freud’dur. İsveçli psikiyatrist Cari Jung, zihnin spiritüel ve tanrıyla doğrudan bağlantı sağlayan bölümünü üst bilinç olark tanımlar. Bilinçaltı bir bilgisayar gibi çalışır. Bilinçaltı duygulara klavuzluk eder ve zihnin deposu gibidir. Zihnimiz gördüğümüz herşeyi anımsar, hisseder ve deneyimler ancak bunları yeniden çağırmak güçtür. Zihin 70 ila 100 trilyon arasında imaj kapasitesine sahiptir. Tüm duygularımız, deneyimlerimiz bir ses ya da imaj hayal olarak depolanır. Bilgisayar nasıl herşeyi sayılara dönüştürürse, beynimiz de aynısını yapar. Bilinçaltı asla uyumaz, dinlenmez, her zaman görevdedir, kalp atışlarımızı, kan dolaşımını kontrol eder, sindirimi düzenler, dengeler ve sorunları çözümler. Vücudun tüm yaşamsal işlevi ve fonksiyonlarını kontrol eder ve tüm sorunlarımızın yanıtını bilir. İzleyerek, deneyimleyerek, eğitim yoluyla öğrenız, zihnin en önemli işlevi nedenselleştir-medir. Bununla birlikte objektif duygularımız etkinliğini yitirdiğinde sübjektif zihnimiz en üst düzeyindedir. Düşünceler bilinçli zihinden bilinçaltına doğru beyin hücreleri tarafından bir imaj ya da film gibi aktarılır. Yaşamımızda oluşan her türlü bilgi işlevsel hale getirilir ve sahip olduğumuz tüm enerji ve cesaretimizi sorunlarımızı çözmek üzere kullanır. On yaşında bir köpek tarafında ısırıldığınızı varsayın; bu çocukluk deneyimi nedeniyle hayatınız boyunca köpeklerden korkarsınız. Bilinç unutur, ancak biinçaltı, olay hafızadan bütünüyle silinmediği sürece olayı tüm ayrıntılarıyla anımsar. İnsan uyurken, bilinçsizken, ilaç ya da alkol aldığında ya da koma halindeyken bile bilinçaltı uyanıktır. Bilinçaltının görevlerinden biri bizi zarardan ve tehlikeden korumaktır, ancak bazen ıronik bir şekilde hastalığa hatta kendini mahvetmeye de neden olabilir. Bilinçaltı zaman ve uzayın ötesinde sonsuz bir bilgiye sahiptir, yeni düşünceler, fikirler, iş planları, buluşlar, icatlar ve doğa bilgisi edinmemize yardımcı olur. Bilinçaltı, herşeyi olduğu şekliyle alma alış-kanlığındadır. Eğer herhangi bir durumda kendimizden şüpheye düşüp, düşünmeyi sürdürürsek başarılı olamadığımız gibi, pozitif düşünce akımını da engelleriz. Sonuçta negatif enerji oluşur ve bu durum hayattaki başarı ve başarısız lıklarımızın nedenidir. Eğer bilinçaltımıza hatalı bir kavram gönderirsek, bununla baş etmenin yolu toparlayıcı ve olumlu davranışlar geliştirmektir. Olumluya yönelebilmek için olumsuz düşünce ya da kararlar hayal etmemeli, mutlu bir son düşünmeliyiz. Doktorlar zıhın hakkında bu gerçeği kavradıkları için, ameliyat ne kadar zor olursa olsun hastalarını ameliyattan önce cesaretlendirirler. Ameliyat sonrası süreçte ziyaretçilere izin verilmez, çünkü herhangi bir olumsuz etki hastanın bilinçaltına zarar verecek, hastanın sağlığını iyileştirebilmek için yapılan operasyonun anlamını yitirmesine yol açacaktır. Çocuk yetiştirirken olumsuz önermeler kullan mamak önemlidir. Çünkü bunlar bilinçaltına yerleşecek ve daha sonraki davranışlarını etkileyecektir. Bu etkiler davranışlarda, endişelerde, düşmanca duygularda ve güven eksikliğinde gözlenebilir. Kişi zihninde inandığı şeyi dış dünyada deneyimleyecektir. Hayatın, objektif ve sübjektif olmak üzere zıt kutupları vardır, görülebilen ve görülemeyen, düşünme ve ortaya koyma gibi..Dualar ve inançlar da bilinçaltımıza kabul edilebilir ve bunlar doğru olarak gönderdiğimiz sinyallerdir. Doğru olduğuna inanılan düşünce kendi kendini gerçekleştirecektir. Eğer sağlıklı olduğumuza inanırsak, bağışıklık sistemimiz bilinçaltımız tarafından mülkemmel olarak algı lanacak ve daha sağlıklı olacağız. Bhatvvan Sathya Saı Baba “inanç insanın yaşamasını sağlayan kökleridir” bizim spiritüel ve zihinsel gelişimimizin başlangıç noktasıdır. Hindistan’da çeşitli inanç sistemlerinin birçok örneğini görebiliriz, Bunlar bilimsel olarak açıklanabilirse de birçoğu körü körüne takip edilir. Evrensel iyiliğimiz için olan inanç ve fikirler kabul edilebilir olanlardır. Bununla birlikte başkalarına zarar veren inançlar kabul edilemez. Baba, ayırım yapabileceğimizi ve böylece iyiyi ve kötüyü ayırabileceğimizi söyler. Bu ayrım bilgi sonucu oluşur. Kötü sözcükler kulanan bir çocuk bunun anlamının bilmeyebilir, ona sözcüklerin anlamını açıkladığımızda bir daha tekrarlamayacaktır. Dua ederken olumsuz düşüncelere yer vermeyiz. Zihnin bu davranışı bilincin ve bilinçaltının bir aradalığında bir denge sağlar ve iyileştirici gücü artırır. Hindistan’da sık sık tapınakları ve türbeleri ziyaret eder, dua ederiz. Tapınaklar ilahi yerlerdir. Buralar, sürekli Tanrı’nın ismi ve ilahi mantralar söylendiği için pozitif enerjiye sahiptir ve zihnimizi sakinleştirir. Bu tür yerlerde samimiyet nedeniyle kendimizi sükûnet halinde hissederiz. Bilinçaltımız böyle bir ruh halindeyken sorunlarımızı ele alır ve bize çözümler sunar. Hayatımızın her anında pozitiften çok negatif enerji üretiriz. Çevremizde gördüğümüz herşeyin zihnimizde bir etkisi olur ve programlanana kadar derinlerde kalır. Dr. Bruce Goldberg, bilinçaltımızın sadece bugünü değil geçmişi de barındırdığını kanıtlamıştır. Bilinçaltımız bunlarla yüzleşecek cesaretimiz olmadığı sürece geçmişle ilgili anılarımız bilmemizi istemez ve yaşamımızı olumsuz etkilemesine izin vermez. Bununla birlikte herkes, bilimsel hipnoz çalışmaları sayesinde geçmiş hayatına gidebilir ve geçmiş yaşamına tanıklık edebilir. Bazı insanlar tuhaf davranışlara sahiptir; bu insanlarla yapılan çalışma, geçmiş yaşamdan gelen sorunun bulunmasına ve çözülmesine yarar. Sorunun nedenine ulaşılırsa, problem aniden yok olacaktır. Bilinçaltı asla yaşlanmaz. Yaşı yoktur, zaman kavramından uzak ve sonsuzdur. Bu nedenle sabır, nezaket, alçakgönüllülük, isteme gücü, sorumluluk, denge, ümit ve sevgi üretmek önemlidir. Bunlar evrendeki kalıcı değerlerdir. Bilinçli zihin kendi kendine yaratıcı hayal-gücüyle, olumlu çatışmalarla, hipnozla ilgilenerek yaşamının her alanına denge ve uyum getirmeye çalışabilir. Hazırlayan Urum

çevremizde gördüğümüz sorunlar ve çözümleri