🌔 Eski Mısırlılar Dünyanın Şeklini Nasıl Olduğunu Düşünüyormuş
Australopithecus afarensis türünün yaptıkları taş aletlerle yemişleri kırmış olması fazlasıyla muhtemel. Bölgede kaç kişinin yaşadığı ise tahmin edilemiyor. Turkana Havzası Enstitüsü'nden Jason Lewis bölgeyle ilgili olarak, 'Lomekvi 3, dünyanın en eski arkeolojik kazı alanı' diyor.
Babil’in Asma Bahçeleri Tarihi: M.Ö. 7. yy. Babil’in Asma Bahçeleri Özellikleri: Söylenenlere göre akar sular ve ezgotik bitkiler yer alan çok katlı bir bahçe. İzleri günümüzde tamamen silinse de Dünyanın 7 Harikası olarak kabul edilmekte. Bu bahçe ile ilgili bilgilere eski metinlerde ve tablolarda rastlanmaktadır.
Dünyanınşeklini ve hareketlerini inceleyen bilim dalına gökbilim (astronomi) denir. Eskiden teknoloji bu kadar gelişmediği için insanlar dünyanın yuvarlak olduğunu bilmiyorlardı. İnsanlar dünyayı düz bir tepsi gibi ya da öküzün boynuzları üzerinde duran bir nesne olarak biliyorlardı.
Seefull list on kayiprihtim.com
Fenbilimleri ders kitabımızdaki tüm bilgileri ve cevapları öğrenmek istediğiniz ama Forum sayfası test cevapları ziyaret edebilirsiniz burada verilen bilgiler ve cevaplar sayısı dünyamızın şeklini neye sürülen fikirleri dünyamızın iç katmanları nadiş katmanlarını uzakta bulunan gezegenlerin güneş'in ay'ın özelliklerini ve yapısını kolay bir şekilde
Bu duvar saatleri bir ağırlık yardımı ile çalışarak belirli zaman aralıklarında ses çıkartıyordu. Mekanik duvar saatlerinde tokmağın 1 kez vurması saatin 1, 2 kez vurması 2 olduğunu gösteriyordu. Taşınabilir küçük saatler ise Peter Heinlein zembereği keşfetmesinin ardından hayatta yerini almıştır. Bu saatler 1500
Bazıbilim insanları da eski çağlarda yapılan bu anıtlarda kullanılan taş kütlelerin oldukça uzaktan getirildiğini ve bunların kaldırılmasının oldukça zor olduğunu ileri sürerek belki de bazı ilahi güçlerin yardımı söz konusu olduğunu ileri sürmekteler. Eski insanlar yıldızlar sayesinden okyanusları bile
Düdüklütencere yiyeceği nasıl çabuk pişiriyor? Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler.
Eski dönemlerde insanlar dünyanın şeklini merak etmiş bilim ve teknoloji gelişmediği için gözlemlerine dayanarak görüş bildirmişlerdir. Dünya’nın düz bir tepsi gibi olduğuna inananlar, denizde gemilerle fazla ilerlediklerinde Dünya’nın kenarından boşluğa düşeceklerini sananlar vardı.
Paydaher zaman insan gözünün şeklini taklit eden bir sembol vardı ve paydaki sayı zaten belirtilmişti. Matematik İşlemler . Rakamlar varsa, bunlar eklenir ve çıkarılır, çarpılır ve bölünür. Mısır sayı sistemi, kendi özgünlüğüne rağmen bu görevi mükemmel bir şekilde ele aldı. En kolay yol katlamak ve çıkartmaktı.
KeopsPiramidi. Üç Büyük Piramidin en büyüğü Keops Piramidi'dir. Bilim adamlarına göre, daha yüksek olduğu halde yaklaşık yüksekliği 138.8 metredir. Vakfının tarafı 227.5 metredir. Bu devin inşası için eski Mısırlılar bağlayıcı bir çözüm kullanmadılar, bloklar birbirine şaşırtıcı geometrik doğrulukla takıldı.
EskiMısır’da bok böceği kutsaldı ve ölümden sonraki yaşamı ve dirilişi simgeliyordu. Eski Mısırlılar, biber, iris çiçekleri ve kaya tuzundan yapılmış olan diş macununu icat etti. Eski Mısırlılar, Dünya’nın düz ve yuvarlak olduğuna (bir gözleme gibi) ve Nil’in de bu dünyanın ortasından aktığına
jJwb. Haberler > Antik Mısır ile İlgili Bilmeniz Gereken 20 Şey - 2142 - 0031 Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Putperest sapkın bir dine mensup olan Mısırlılar arasında Hz. Nuh döneminden, Hz. İbrahim döneminden gelen ilme sahip olan bilginler vardı. Bu Musevi ilim sahipleri, geçmiş peygamberler döneminden öğrendikleri bilgileri kullanıyorlardı. Bu bilgilerden bir tanesi de elektrik kullanarak aydınlatma yapılmasıydı. Mısır’da özellikle Dendera Tapınak Kompleksi’ndeki Hathor Tapınağı’nda bulunmalarıyla dikkat çeken bazı duvar resimleri, Antik Mısır’la ilgili oldukça ilginç bir bilgiyi gün yüzüne çıkarmıştır Yukarıda incelenen duvar resimlerinin büyük kısmı Mısır’daki Dendera Tapınak kompleksinde yeralmaktadır. Bu resimlerde Mısırlıların günümüzde kullandığımız ampül ve ark lambası tekniğini kullanarak aydınlatma yaptıkları görülmektedir. Hathor tapınağının duvarlarındaki bu resimler dikkatlice incelendiğinde, tıpkı günümüzdeki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığı görülür Ampul görünümündeki şekil dikdörgen bir sütun bu sütun izolatör olarak kullanıldığı tahmin edilen ve ced sütunu olarak adlandırılan bir sütundur Antik Mısır’da bugün kullanılan klasik ampulle aydınlatma yapılmıştır. Mısır resimlerine baktığımızda insanların ellerinde filaman telleri, duyu, akım telleri olan ampul benzeri araçlar görülmektedir. Aşağıdaki resimde, soldaki kişi elinde tuttuğu lambaların ışığıyla etrafı aydınlatarak duvarda yazılı resimleri okuyor Mısır’da elektriğin kullanılmış olabileceğini gösteren bir başka delil de PİRAMİTLERİN İÇ DUVARLARINDA HİÇ İS İZİNİN BULUNMAMASIDIR. Eğer evrimci arkeologların iddia ettiği gibi, aydınlatma için meşale ve benzeri malzemeler kullanılmış olsaydı duvarlarda mutlaka is olması gerekirdi. Ancak piramitlerin en içteki dehlizlerinde dahi böyle bir is izi yoktur. Gerekli aydınlatma sağlanmadan, inşaatın devam etmesi, daha da önemlisi duvarlardaki gösterişli resimlerin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da Mısır’da elektriğin kullanılmış olma ihtimalini daha da kuvvetlendirmektedir. İnsanlık tarihi, antik dönemlerde yaşayan insanların -evrimcilerin iddialarının aksine- tahmin edilenden çok daha üstün bir teknoloji ve medeniyete sahip olduklarını gösteren yüzlerce delil ve bulguyla doludur. Antik Mısırlıların eletrik ilmine sahip olmaları da bu delillerden biridir. Tarihçi Heredot’a göre, Eski Mısırlılar dünyanın en “dindar” insanlarıydılar. Ancak dinleri “hak din” değil, çok tanrılı sapkın bir dindi ve içinde bulundukları koyu tutuculuk sebebiyle bu sapkın dinlerinden bir türlü vazgeçemiyorlardı. Eski Mısır kavmi, içinde yaşadığı doğal çevre şartlarından çok etkilenmişti. Mısır’ın doğal coğrafyası ülkeyi dış saldırılara karşı çok iyi koruyordu. Mısır’ın dört bir yanı çöllerle, dağlık arazilerle ve denizlerle çevriliydi. Mısırlılar, bu doğal koşullar sayesinde dış ülkelerden soyutlandılar. Ancak geçen yüzyıllar, bu soyutlanmayı koyu bir taassuba dönüştürdü. Böylece Mısırlılar gelişmelere ve yeniliklere kapalı, dinleri konusunda son derece tutucu bir görünüm kazandılar. Bu nedenle Hz. Musa ve Hz. Harun, Firavun’a ve yakın çevresine hak dini tebliğ ettiklerinde,“Onlar Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz” Yunus Suresi, 78 diyerek yüz çevirmişlerdi. Eski Mısır’ın resmi dinine göre Firavun, kutsal bir varlıktı. O, tanrılarının dünyadaki bir yansımasıydı ve görevi de dünyada insanlara adalet dağıtmak ve onları korumaktı. Halk arasında yaygın olan inanışlar son derece karışıktı ve devletin resmi dini ile çatışan bu inançlar Firavun yönetimi tarafından baskı altına alınmıştı. Temelde çok tanrıya inanılıyor, bu tanrılar genellikle hayvan başlı ve insan vücutlu olarak tasvir ediliyordu. Ancak bölgeden bölgeye değişebilen yerel geleneklerle de karşılaşmak mümkündü. Tarihi kaynaklarda Hz. Musa öncesinde kavmi tek ilahlı dinlere çağıran Mısırlıların varlığından da bahsedilmektedir. Söz konusu Mısırlılara en önemli örnek, Mısır tarihinin en dikkat çekici firavunu olan Neferkheperure Amenhotep’dir, yani IV. Amenofis. Eski Mısırlılar koyu taassupları sebebiyle putperest inanışlarından vazgeçmiyorlardı. Tarih boyunca tek bir Allah’a ibadet edilmesi gerektiğini tebliğ eden kişiler gelmişti, ama Firavun’un kavmi hep eski sapkın inanışlarına geri dönmüştü. Sonuçta, hem Mısır halkının hak dine karşı batıl bir sistemi benimsemiş ve hem de İsrailoğullarının köleleştirilmiş olduğu bir dönemde, Allah, Hz. Musa’yı elçi resul olarak gönderdi. Hz. Musa, hem Mısır’ı hak dine davet etmek, hem de İsrailoğullarını kölelikten kurtararak doğru yola iletmekle görevlendirilmişti. Firavun’a ve yakın çevresine Hz. Musa vasıtasıyla sakınmaları gereken şeyler açıklanmış, Allah onları uyarmıştı. Buna karşılık onlar isyan edip, peygamberi delilik ve yalancılıkla suçladılar. Allah da onlar için alçaltıcı bir son hazırladı. Ve Hz. Musa’ya olacakları vahyetti. Bu olaylar ayetlerde şöyle haber verilmektedir. Musa’ya Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz’ diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun şehirlere asker toplayıcılar gönderdi. “Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur. Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. Biz ise uyanık bir toplumuz” dedi. Böylelikle biz onları Firavun ve kavmini bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Hazinelerden ve soylu makamlardan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık. Böylece Firavun ve ordusu güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları “Gerçekten yakalandık” dediler.” Şuara Suresi, 52-61
– Devlet yapısı merkeziyetçi idi.– Eski Mısır teokratik bir devlet, ayrıca ilk totaliter rejimdi. Dördüncü Sülale MÖ 2613-2494 firavunları kendilerini Güneş Tanrısı Ra’nın oğlu olarak nitelendirmeye başlamışlardı. Eski Krallık Döneminin son üç firavunu zamanında ise Ölüm Tanrısı Osiris öne çıkmıştı. II. Ramses ve III. Amenhotep yaşarken kendilerini tanrı ilan etmişlerdi. Diğer firavunlar ise yaşarken Tanrı ile insan arasında bir konumdayken ölünce Osiris veya Ra ile bütünleşir ve tanrılaşırlardı. Sakkara’da II. Ramses heykeli -Yazılı kanun ve kurallar yoktu.– Asiller, profesyonel askerler, özgür köylüler, köleler, esnaf ve zanaatkarlar, yöneticiler, rahipler sınıfları vardı. Tarihteki ilk hiyearşidir.– Eski Mısırda kesin bir sınıf sistemi yoktu, sınıf değiştirebilmek mümkündü.– MÖ 8. yüzyılda Yunanlıları kiralık asker olarak kullanmışlar.– Katiplik, memurluk gözde mesleklerdi. Askerlik salık verilmezdi.– Asiller, yüksek dereceli yöneticiler, rahipler halktan uzak yaşarlardı. Üst tabaka asillerden, rahiplerden ve devlet memurlarından meydana geliyordu. Bu sınıftakiler vezir veya Yüce Nâzır olabiliyorlardı.– Yüce Nâzır, firavun’un bütün din dışı görevlerini yürütürdü.– Yüce Nâzır’ dan sonra ikinci vezir gelirdi, görevi mali işlerdi.– Rahiplerin başlıca görevleri resmi törenleri düzenlemek, kehanette bulunmak, tanrılara adak sunmak dinsel törenlerde çalgı çalıp, şarkı söylemek, dans etmekti.– Tapınaklarda kutsal odalıklar ve fahişeler de bulunurdu.– Mısırlılar dindar kültünün merkezi Kahire’nin 20 km doğusundaki Heliopolis idi. Çağımızda Kahire’nin, Devlet Başkanlığı Konağı ve sefaretlerin bulunduğu, sosyetenin ikamet ettiği şık banliyösüdür. Kahire’de Gülüm Ilgaz – İlk başkent Kahire’nin 50 km güneyindeki Memfis idi.– En büyük başkentleri ise Luksor bölgesinde, Nil’in batı kıyısındaki Teb Luksor idi.– Dünyanın en büyük beşinci kenti olan Kahire, 19 milyon nüfusu ile Afrika’nın en eski ve en büyük şehridir. Güney Kahire’de Romalıların kurduğu kent olan Babilon bugün Kıpti mahallesinin bulunduğu yerdedir. Araplar, Kahire’ye ’ Dünyanın Anası ’ derler. Berlin Mısır Eserleri Müzesi – El Ezher Üniversitesi, adını Hz. Muhammed’in kızı Fatımetüzzehra’ dan alıyor adını. 380 sütunlu bina 974’te yapılmış bir Memluk eseridir. Mimarı, Yakub İbn Kilis önceleri Yahudi imiş. Buraya ’ İslamın Feneri’’ deniyor. Osmanlı’da El Ezher Şeyhi, dini güç açısından, Şeyhülislamdan sonra ikinci geliyor. El Ezher, Osmanlının Mısır ve Ortadoğudaki en güçlü kalesi olmuş. Nasır, üniversiteye ilahiyat dışında tıp, veterinerlik, ziraat gibi başka bölümler de eklemiş. Ramazan ayının tespiti ve ilanı buradan yapılıyor. Türkiye ile bir gün fark oluyor. Türkiye’de El Ezher’in denkliği 1984 yılında Özal devrinde tanınmış. İlkokulları da var. Fakir aileler bu okulları tercih ediyor, çünkü çocuklarının sağlık, yemek, yatakhane sorunlarını bu okullar ile çözüyorlar. Kızlar ayrı bölümde okuyorlar, okul kıyafetleri beyaz örtü ve siyah galabiya. Evlendirme memuru olan kadıların hepsi El Ezher mezunu.– Günümüzde Şeriat, medeni yasa içinde var. Ceza yasaları ise laik. Evlilik, Şeriat yasalarına göre kadı denilen noterde yapılıyor, erkek başlık ödüyor, kuma almak serbest, dine karşı suç işleyenden boşanılıyor. Psikiyatrist Doktor Neval el-Saddavi, 2004 yılında, Hacer ül-Esved taşını öpmek paganist izler taşıyor, dediği için Şerİat mahkemesi tarafından din dışı ilan edilmiş, kocasına eşinden boşanması için baskı yapılmıştı. Neval el-Saddavi Kamu Sağlığı Genel Direktörlüğü görevinden kız çocuklarının sünnetine karşı çıktığı için alınmıştı. Kız çocukların sünnet edilmesi Mısır’da 2002 yılında yasaklandı. Neval el-Saddavi 1993 yılında aşırı dincilerin ölüm listesine alınmış, bir süre için ABD’ye sürgüne gitmişti. Boşanmadılar, Mısır’a geri döndüler. Dr. Neval el-Saddavi, 2009 yılında İstanbul’a TÜYAP Kitap Fuarı için gelmişti. Bu fotoğraf o zaman Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Okuyabileceğiniz diğer içerikler
Cevaplayan Bilim Fi tarihinde cevaplandı Geçmişte Dünyanın şekli ile ilgili bir çok şey düşünülüyordu. Düz olduğu, garip hayvanların üzerine olduğu, Dünyanın bir sonunun olduğu gibi bir sürü düşünce var. Ama işin kötü yanı sonunda Galileo diye bir adam çıkarak Dünya yuvarlaktır dedi ve onu asarak öldürdüler. Dini literatüre Ama sonunda klasik deneylerle örneğin Dünya düz olsaydı gemilerin önce direklerinin ucu sonra da gövdesi görünmez tamamı bir anda görünürdü gibi gözlemlerden sonra Dünyanın yuvarlak olduğu bir bakıma kanıtlanmış oldu... Cevaplayan Konuk Bilge Fi tarihinde cevaplandı Önceden insanlar dünyanın düz olduğunu ve bazı hayvanlarının üzerinde olduğu düşünülüyordu ve o hayvan sallandığında deprem olduğu zannediliyordu
Dünyanın en köklü medeniyetlerinden birisi olan eski Mısır uygarlığında gündelik yaşam nasıldı? Bu sorunun cevabı hâlâ birçok araştırmanın konusu. Gerek mitolojisi gerekse tarihi ile Mısır, geçmişin en çok merak edildiği topluluklar bu yazımızda eski Mısır’da yaşam denince akıllara gelen bilgileri sizlerle Mısır Uygarlığında Gündelik Yaşam“Sıradan İnsanlar” Kimdi?Eski Mısır nüfusunun sosyal bir piramit şeklinde düzenlendiğini hayal edin Piramit tabanı köleler, hizmetçiler ve serfler tarafından destekleniyor ve kiracı çiftçiler kralın, seçkinlerin ve tapınakların sahip olduğu mülklerde yetenekli ve yarı vasıflı zanaatkârlar geliyor; askerler, denizciler ve büyük devlet projelerinde çalışanlar şantiyeler, mezarlar ve tapınaklar. Bunların üzerinde, yazarlar, muhasebeciler ve doktorlar dahil olmak üzere eğitimli profesyonel sınıflar var. Ve sonra da asiller; Mısır’ın zenginliğinin çoğunu kontrol eden ailesi piramidin tepesinde münhasır ve uzak dururken, kral veya firavun- devlet tanrılarıyla etkili bir şekilde iletişim kurabildiği kabul edilen tek ölümlü- herkesten Mısır’da Aile KavramıMısır, antik dünyadaki en yüksek doğum oranına sahipti. Yine de işler mükemmel olmaktan uzaktı. Hastalıklar ve kazalar kaçınılmazdı ve talihsizleri koruyacak bir refah programı yoktu. Aile, tek güvenilir destek mekanizmasını sağlıyordu ve bu nedenle, yaşayabilir bir ekonomik birim yaratmak için tasarlanmış, romantik bir bağdan ziyade evlilikle birlikte çok önemli bir hatta tanrılar ve tanrıçalar bile evleniyordu. Evlenmemiş bir adam eksik olarak görülüyordu ve okul çocuklarına erken evlenmeleri ve olabildiğince çok çocuğa baba olmaları öneriliyordu. Ebeveynlerinin izinden gitmeye mahkûm olan erkekler, zanaat ve meslekler konusunda babaları ve amcaları tarafından eğitilirken, kızlar annelerinden bir şeyler öğrenmek için evde kaldılar. Gençlerin ilk yıllarında kızlar evlenir ve döngü yeniden HanımıKarı kocaların evlilikte tamamlayıcı ama farklı rolleri vardı. Koca evin dışında çalışırken ailesini doyuracak ürünleri kazanırken, ’evin hanımı’ gerektiğinde yiyecek, içecek, giyecek ve temizlik hizmetleri sağlayarak evi geleneksel görev dağılımını yansıtmak için, Mısırlı sanatçılar kadınları soluk tenli ’evde duran’ insanlar olarak tasvir ederken, erkekler daha koyu tenli ’açık hava’ çalışanları olarak bakımı, yemek pişirme ve temizlik önemli kabul edildi, ancak arkeolojik veya yazılı kayıtlar üzerinde çok az kanıtımız var. Dolayısıyla Mısırlı kadınlar hakkında erkekleri hakkında bildiğimizden daha az şey biliyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey, kadınların eşdeğer sosyal statüye sahip erkeklerle aynı yasal haklara sahip olduğudur. Bu onların kendi mülklerine sahip olmalarına ve bir erkek vasinin müdahalesi olmadan yalnız yaşamalarına izin kadınların çoğu hayatlarının çoğunu hamile veya emzirmekle geçirdi. Çok az tıbbi tavsiye mevcutken hem anneyi hem de doğmamış çocuğunu korumak için, su aygırı tanrıçası Taweret ve cüce yarı tanrı Bes’in figürlerini taşıyan tılsımlar ve takılar giysilerini çıkarıp saçlarını gevşeterek doğuma hazırlanırdı. Varlıklı bir hanede, özel olarak inşa edilmiş bir doğum kulübesine sığınmış olabilirdi -ki bu çok az kişinin sahip olduğu bir ayrıcalıktı. Anne doğum için doğum tuğlalarının üzerine çömelirdi ve bir ebe göbek kordonunu kesmek için keskin bir obsidiyen veya çakmaktaşı bıçak kullanırdı. Bir şeyler ters giderse, ebenin yardım etmek için yapabileceği çok az şey bebeklerini üç yıla kadar HayatıMısırlılar, kasabalarını ve şehirlerini kerpiçten inşa ettiler, tapınakları ve mezarları için taş ayırdılar. Bu malzeme ile inşa etmek hem ucuz hem de hızlıydı, ancak ne yazık ki zamanla hemen hemen tüm kerpiç evler ve saraylar çöktü ve ki, kraliyet mezar inşa edenlerin evi olan işçi köyü görece bozulmadan hayatta kaldı. Burada sıralı evler uzun, dar ve karanlıktı ve ahşap bir ön kapı doğrudan ana caddeye açılıyordu. Her evde iki oturma veya umumi oda, bir kiler veya yatak odası ve kerpiç fırınla donatılmış bir mutfak vardı. Mutfağın üzerindeki çatı, duman ve yemek kokularının dışarı çıkmasına izin veren paspaslardan yapılmıştır. Merdivenler, ek bir yaşam alanı olarak kullanılabilecek olan çatının geri kalanına erişim ve İçecekMısır çok verimli bir ülkeydi ve normal şartlar altında kimse aç kalmıyordu. Yiyecekler evde yetiştirilebilir, takas şeklinde kazanılabilir para yoktu veya avlanabilirdi. Su, Mısırlılar tarafından inşa edilen sulama kanalları yoluyla Nil’den elde buğday veya arpa- başlıca karbonhidrat kaynağıydı. Tapınaklarına her gün yüzlerce somun sunu sunulan tanrılar dahil, herkes büyük miktarlarda ekmek yerdi. Sebzeler ve balıklar yaygın olarak bulunabiliyordu ve tipik köylü ailesi, ara sıra küçük av ve kümes hayvanları ile desteklenen ekmek, balık, soğan ve bakliyat açısından zengin sağlıklı bir diyet yiyordu. Seçkinler eti daha düzenli bir şekilde yedi. Modern Mısır’da çok miktarda tüketilen tavuk, mevcut kamışından en iyi içilen hafif, kıvamlı, hafif tatlı bir içecek olan bira, her öğünde tüketilen kitlelerin ana içeceğiydi. Nil Deltası’nda yetişen üzümlerden yapılan şarap, seçkinlerin boyalı mezar duvarında Mısır’ın seçkinleri, tarlalarda yürürken ya da lezzetli bir ziyafetin tadını çıkarırken parıldayan beyaz, ince kıvrımlı giysiler içinde sergileniyor. Bu oldukça idealize edilmiş bir görüntü. Arkeolojik kanıtlar, pratik, sade, kollu elbiseler giymiş kadınların çoğunun, modern Mısırlı köylüler tarafından giyilen basit cellabiye tarzlarına benzediğini gösteriyor. Bu elbiseler ketenden yapılmıştı -pamuk ve ipek eski Mısır’da bilinmiyordu. Dokuma sandalet ve sıcaklık için bir şal kıyafeti de benzer bir gardırobu vardı, ancak tarlalarda çalışırken uzun dış giysi çıkarılıp bir etekle değiştiriliyordu. Bu basit giysiler çok değerliydi; ömürlerinin sonuna -yani kadar mumya sargısı olarak kullanılana kadar- yamalanırlar ve maddesi olarak tuz bakımından zengin bir mineral olan natron ile kanalda veya Nil’de çamaşır doktorları, eski Akdeniz dünyasının en iyisi olarak kabul ediliyordu. Tedavilerini sağlamak için bilimsel teknikler gözlem ve teşhis ve büyülü ritüeller büyüler ve tılsımlar kombinasyonunu kullandılar. Hastalar bir reçete ile- özellikle etkili bir bileşen olarak kabul edilen insan sütü- veya küçük bir ameliyatla tedavi jinekologların sadece kadın hastalıklarının tedavisini değil, aynı zamanda doğurganlık ve hamilelik testleri ve güvenilmez doğum kontrol önlemleri sağlamasıyla doktorlar arasında bazı uzmanlıklar Mısırlıları iç organların düzeninden haberdar etmesine rağmen, vücut sistemlerine ilişkin anlayışları yanlıştı. Kalp merkezli, kan damarlarını, gözyaşı kanallarını ve sinirleri içeren bir “kanallar” ağı olduğuna inanıyorlardı. Bu sistemdeki engeller vücudun farklı bölgelerinde sel ve kuraklıklara neden olabilir diye panteonunda birkaç bin tanrı vardı. Bu tanrılar, üstte ulusal olarak tanınan devlet tanrıları, ortada yerel olarak önemli tanrılar ve altta yarı tanrılar ve doğaüstü varlıklarla gevşek bir hiyerarşi içinde Sonra YaşamEski Mısır’da ölüm ille de yaşamın sonu değildi. Mısırlılar, ceset, ölünün ruhu ile yaşayanların ülkesi arasında bir köprü oluşturacak şekilde gerçeğe yakın bir biçimde korunursa, yeniden yaşamanın mümkün olduğuna inanıyorlardı. Böylece, ölümden sonra mümkün olan en kısa sürede ceset cenazecinin atölyesine götürüldü. Burada eğimli bir mumyalama masasına yatırılır, soyulur ve hemen atılırdı. Aksine, kalp yerinde bırakıldı. Daha sonra sol böğürde bir kesi yapılır, ardından mide, bağırsak, akciğerler ve karaciğer çıkarılırdı ve ceset natron tuzu ile doldurulurdu. Tamamen kuruyana kadar- 40 güne kadar- bırakılırdı. Sonunda kurumuş vücut yıkanır, yağlanır ve birlikte, herkes bu bakımı karşılayamazdı. Nüfusun büyük çoğunluğu, basit çöl mezarlarına gömüldü. Bu Mısırlılar nasıl bir ölümden sonra yaşam bekliyorlardı? Muhtemelen asla Mısır ve arkeolojiye dair daha pek çok içeriği Antik Kafa YouTube kanalından de Eski Mısır hakkında bildiğiniz ilginç detayları Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.* * ** Mısır Piramitleri Hakkında 12 Şaşırtıcı Bilgi
Tıp Antik Mısırlıların üzerinde çalıştıkları tıbbi sorunlar, doğrudan doğruya çevreden kaynaklanan tıbbi sorunlardı. Nüfusun büyük kısmının Nil’e yakın yaşıyor olması, karaciğer ve bağırsak yıkımına yol açan sıtma ve Şistozomiyaz gibi riskler getirmişti. Timsah ve hipopotam gibi saldırgan olabilen yaban hayvanlarının varlığı da genel bir tehdit oluşturuyordu. İnsanların yaşam boyu ağır işlerde çalışması eklem ve omurga üzerinde ağır baskı ve sonuçta travmatik yaralanmalar yaratmaktaydı. Ayrıca savaşlar da nüfus üzerinde önemli bir baskı yarattı. Kullanılan undaki kum ve taş gibi küçük ve fakat sert parçacıklar dişleri aşındırdı ve apselere karşı savunmasız kıldı. Bununla birlikte çürük, ender görülmektedirVarlıklı kesim, şeker yönünden zengin besinler tüketmekteydi ve bu durum dişeti hastalıklarına neden oluyordu Mezar duvarlarındaki resimlerde vücut yapılarının düzgün gösterilmesine karşın, varlık sınıfların mezarlarında kilolu çocuk mumyalarının fazlalığı, aşırı beslenmenin yaygın olduğunu göstermektedir Yetişkin yaşam beklentisi erkekler için 35, kadınlar için 30’du. Ancak yetişkinliğe ulaşmak güçtü, nüfusun üçte biri çocuk yaşlarda ölüyorduAntik Mısır hekimleri iyileştirme becerileriyle antik Yakın Doğu’da ünlendiler. Bu hekimler içinde en ünlüsü İmhotep’tir Herodot, Mısır tıbbının önemli ölçüde uzmanlaşmış olduğunu belirtmektedir. Bazı hekimler sadece baş ya da mide üzerinde çalışırken, göz doktorları ve dişçiler vardı Tıp eğitimi veren kurumlar da oluşturulmuştu. Örneğin Per Ankh ya da “Yaşam Evi” bunlara örnektir. Özellikle Per-Bast ya da Bubastis olarak bilinen yerleşimde Yeni Krallık döneminde, Abidos ve Sais’de Geç Dönemde bu tür kurumlar oluşturulmuştu. Kazılarda bulunan tıbbi bir belge, Mısırlı hekimlerin geliştirdikleri anatomi, hastalıklar ve pratik tedavi hakkındaki deneysel bilgileri göstermektedirYaralar, enfeksiyonu önlemek için bal emdirilmiş bezle,çiğ etle, keten sargı bezleri, ağlar, petlerle sarıldı ve tedavi edildi. Ağrıları gidermek için afyon kullanıldı. Sarımsak ve soğan, sağlık için kullanıldı ve astımlı hastaları rahatlatacağı kabul edildi. Mısırlı cerrahlar yaraları diktiler, kırık kemik uçlarını hizaladılar ve hastalıklı kol ve bacakları kestiler, fakat bazı hastalıklar onlar için de fazlasıyla ciddi idi. Yapabilecekleri tek şeyin, hastayı ölene kadar rahat ettirmek olduğunu kabul ettiler Gemi yapımıEski Mısırlılar, yıllarından itibaren bir gemi gövdesinin içine kalasların nasıl yerleştirileceğini biliyorlardı. Amerikan Arkeoloji Enstitüsü raporunda,Abidos’ta yapılan kazılarda en eskilerinin henüz kazılıp çıkarılmadığı 14 gemi kalıntısının bulunduğunu, çıkarılan geminin tahta plakaların bir araya getirilerek adeta “dikilmesi” suretiyle inşa edilmiş olduğu bildirilmektedir. Kalasları birbirine bağlamak için örülmüş kayışlar,bağlantı yerlerini yalıtmak için kamış ya da kuru otlar kullanıldığı, .] New York Üniversite’nden Mısır bilimci David O’connor tarafından bulundu Gemi, firavun Khasekhmwy’nin kişisel mezarı yakınlarında,bir bütün halinde gömülü bulunduğu için tümünün O’na ait olduğu düşünüldü. Fakat bu gemilerden biri, yıllara tarihlenmektedirve gemilerle ilişkili çanak çömlekler daha eski tarihleri göstermektedir. .2 yıllarda yapılmış olduğu düşünülen tekne, yaklaşık 23 metre uzunluğundadırve artık daha eski bir firavuna ait olduğu düşünülmektedir Profesör O’Connor’a göre, 5 bin yıllık olan bu teknenin, firavun Hor-Aha’ya ait olması bile mümkündürAyrıca eski Mısırlılar ahşap çivilerle kalasları birbirine nasıl tutturacaklarını biliyorlardı. Bağlantı yerlerini kalafatlamak için de reçine kullandılar. Khufu gemisi, 43,6 metre uzunluğunda bir gemiydi. MÖ00 dolaylarında Dördüncü Hanedanlık döneminin Keops Piramidi’nin altında bulundu. Tüm parçalarıyla sağlam kalan bir örnektir ve muhtemelen güneş tanrısı sembolünü ifade etmektedir. Eski Mısırlılar ayrıca parçaları, geçme parçalar halinde yapmayı da Mısırlıların gemi inşaası konusundaki bu teknik gelişmişlik düzeyleri, yine de çok büyük tekneler yapmak için yeterli değildi. Yaptıkları tekneler, Nil’de kolayca seyir yapabiliyordu fakat, hem iyi denizci olarak biliniyor değillerdi hem de, Akdeniz ve Kızıl Deniz’de denizcilik faaliyetlerinde Matematik hesaplamalarla ilgili bulunmuş en eski kanıtlar, Hanedanlık Öncesi dönemin Naqada evresine aittir ve tam olarak gelişmiş bir sayı sistemini göstermektedir Eğitimli bir Mısırlı için matematiğin önemini, Eski Krallık döneminden bir roman-mektup açıkça göstermektedir. Bu belgede, yazar muhatabına bir bilgi yarışmasında kendisiyle yarışmasını öneriliyor. Yarışmanın konusu, toprak, işgücü ve tahıl konularındaki günlük hesaplamalardır Onlar cebir ve geometrinin temel prensiplerini anladılar ve basit çok değişkenli denklemler setlerini çözebildilerMatematiksel gösterim ondalıktı ve hiyerogliflere dayanıyordu. Bir milyona kadar her 10’un her kuvveti için bir hiyeroglif sembolü kullanıldı. Bunların her biri, yazılmak istenen sayının gerektirdiği kadar kez yazılmış olabilir. Böylelikle 80 ya da 800 rakamını yazmak için on ya da yüz sembolü sekiz kez yazıldı Çünkü onların hesaplama yöntemi, birden büyük paylı fazla sayıda kesirle işleyemiyordu. Eski Mısırlılar kesirleri, birkaç kesirin toplamı olarak yazmak zorundaydı. Örneğin iki bölü üç kesri, bir bölü beş ve bir bölü onbeş kesirlerinin toplamı olarak ele alıyorlardı. Bu işlem, standart değer tablosu yardımıyla kolaylaştırıldı Ancak bazı basit kesirler hiyeroglifle Mısır matematikçileri, Pisagor teoremi’nin altında yatan ilkelere ilişkin bir kavrayışa sahiptiler. Örneğin dik açılı bir üçgende kenarlar arasında 3-4-5 oranının geçerli olduğunu biliyorlardı Onlar dairenin alanını, dairenin çapının dokuzda bir eksiğini alarak ve kare’den hareketle hesaplayabildiler. Sonuç, bilinen dairenin alan formülüne çok yakın bir değerdi. Altın oran, piramitlerde de olduğu gibi bir çok Mısır mimari eserinde görünmektedir. ancak bu durum, ahenk ve uyumun sezgisel bir kavranışı ile düğümlü ipler kullanılarak yürütülen eski Mısır uygulamalarının birlikte ortaya çıkardığı, fakat hesaplanmamış, öngörülmemiş bir sonuç da olabilirDin Tanrısal ve ahirete ilişkin inançlar, başlangıcından beri antik Mısır Uygarlığı’nda desteklendi. Bu inançlar, firavunların otoritesinin tanrısal olduğunu, tanrısal düzene dayandığını çok tanrılı bir dine sahiptiler. Mısır panteonu, doğaüstü güçleri olan ve yardım ya da koruma için yakarılan tanrılardan oluşturuluyordu. Ancak tanrılar her zaman yardımsever olarak görülüyor değildi. Mısırlılar, tanrıların doyurulması için onlara bir şeyler sunmak ve dua etmek gerektiğine inanıyorlardı. Bu panteonun yapısı, hiyerarşiye yeni tanrıların eklenmesiyle sürekli olarak değişti, fakat rahipler, gerçekleşen değişmeleri ve zaman zaman ortaya çıkan tutarlı bir sistemle uyuşmayan mitler ve öyküleri düzenlemek için hiç çaba harcamadılar Dinsel alandaki bu çeşitli kavram ve anlayışlar bir tutarsızlık olarak görülmedi, daha çok, gerçeğin çeşitli yüzeylerindeki kesitler olarak kabul edildiTanrılara, firavunların lehine hareket eden din adamlarının yönetiminde ibadet edildi, tapınıldı. Tapınakların merkezinde, bir ayrı bölümde, o tapınca ait bir yontu vardı. Tapınaklar, bir topluluğun ya da genel olarak toplumun ibadet yerleri değildi. Tapınaklarda ibadet edilmez, sadece belirli bayram ve kutlama günlerinde tanrının yontusu genel ibadet için dışarı taşınırdı. Normalde, tanrıyla iletişim alanı dış dünyaya kapatıldı ve sadece tapınak yetkililerince ulaşılabilir durumda tutuldu. Sıradan yurttaşlar evlerindeki kendilerine ait tanrı yontularına ibadet edebiliyorlardı ve bir diğer ibadet nesnesi olarak muskaların, kaosun güçlerine karşı koruma sağladığına inanılıyordu Yeni Krallık’tan sonra firavunun manevi bir aracı olarak rolü zayıfladı ve dini gelenekler, doğrudan tanrılara ibadet yönüne kaydı. Sonuçta rahipler, insanlara doğrudan doğruya tanrıların iradesini bildirecek kahinler sistemini geliştirdilerEski Mısırlılar, her insanın ruhsal ve fiziksel parçalar ya da boyutlardan oluştuğuna inanıyorlardı. Bedenine ek olarak her kişinin, gölgesi ya da hayaleti, bir kişiliği ya da ruhu, bir yaşam gücü, ve bir adı vardı Düşünce ve duyguların merkezi, beyin değil, kalp olarak görüldü. Ölümden sonra manevi yönler bedenden serbest kalır ve bir iradeye sahip olabilirdi. Fakat bu manevi yönler, fiziksel dayanağa, kalıntıya, deyim yerindeyse bir pozisyona, sürekli bir barınak olarak gerek duyardı. Ölünün nihai yönelimi, kişilik ya da ruhun yaşam gücüyle yeniden birleşmesi ve kişinin bir “mübarek bir ölü” olmasıdır. Bunun olması için ölünün, bir mahkemede, “gerçeğin tüyü” kadar hafif bir kalbi olduğunu kanıtlamalıdır. Eğer layık görülürse, ölü yeryüzünde ruhsal düzeyde varlolmaya devam edebilirFiravunları için Osiris ayinleri yaparlardı. Osiris, Doğa Tanrıçası İsis’in kocasıydı. Onlar, doğanın doğumunu ve ölümünü temsil ediyorlardı. Tapınağı Abidos’ta bulunan Osiris firavunla özdeştirilmişti. Piramitlerin iç duvarlarındaki resimlerde de firavuna Osiris denilmiştir. Mısır’ın tanrı ve tanrıçalarının her biri bir hayvanın adını taşıyor ve adlarını taşıdıkları hayvan biçiminde gösteriliyordu. Firavun Akhenaton’un Mısır’da tek tanrılı din kurma çabasıMÖ civarında 4. Amenofis tahta çıktığı ve bir dizi radikal fakat düzensiz reformlara giriştiğinde, bir bakıma Yeni Krallık’ın istikrarı tehdit altına girdi. Adını Akhenaton olarak değiştirdi ve önceki gizemli güneş tanrısı Aton’u en üstün tanrı olarak lanse etti, diğer tanrı tapınçlarını bastırdı ve din adamlarının kurumsallaşmış gücüne saldırdı Başkenti Akhenaton’a, günümüzdeki Amarna’ya taşıyan Akhenaton, dış ilişkilere kendini kapadı ve tümüyle yeni din ve sanat tarzıyla ilgilenir oldu. Ölümünden sonra Aton kültü hızla terk edildi ve sonraki firavunlar Tutankhamun, Ay ve Horemheb, Akhenaton’un yerleşik dinsel geleneklere aykırı tüm izlerini sildiler. Akhenaton’un hükümdarlık dönemi, Amarna Dönemi olarak bilinir 4. Amemofis’in diğer tanrı ve tanrıçaları dışlayarak, Mısır’da tek tanrılı bir din inancı yerleştirmek çabasında olduğu kabul edilir. Amenofis’e göre Heliopolis’in baş tanrısı olan Aton-Ra Güneş Tanrısı tek bir tanrıydı ve firavunun da babasıydı. Mısır, tek bir firavunun otoritesi altında birleşmeden önce her krallığın kendi tanrısı vardı. Mısır birleşince, ister istemez çok tanrılı bir din ortaya çıkmış oldu. Akhenaton, tek bir hükümdarlıkta, tek bir tanrıya o da, firavunun tanrısı dayalı bir inanç sistemi kurmaya kültürü, mumyalama Nil Nehri’nin düzenli taşkınlıkları ve geri çekilmesi Mısır’da ölü kültünün doğmasında etkili olmuştur. Mısırlılar ekinin kuruduktan sonra tekrar yeşermesini gözleyerek bu sürecin insanlar için de geçerli olduğunu, yani insanın fiziki yaşamının ölümden sonra da devam edeceğine inandılar. Bu ölümle yaşam arasındaki sınır onların firavunları için görkemli mezarlar, yani piramitler yapmalarını sağlamıştır. Firavunların öbür dünyaya geçişine de önem verdikleri için onları mumyalamışlardır. Kuşkusuz bunları firavunların çabasıyla, baskısıyla yapmışlardır. Ayrıca kendileri için de, olanakları elverdiği ölçüde gömütler yapmışlar, mumyalanmalarını sağlamışlardır. Mumyalamanın ilk izlerine Hierakonpolis mezarlığında Mısırlılar, ölümden sonra ölümsüzlüğün sağlanması için gerekli olduğuna inandıkları ayrıntılı ölü defnetme geleneklerini sürdürdüler. Bu gelenekler, mumyalama ile bedeni koruma, defin törenlerini yapmak ve toprağa verme şeklindeydi. Böylece öteki dünyada ölünün, bedenini ve eşyalarını kullanacağına inanılıyordu Eski Krallık öncesinde, çölde maden ocaklarına gömülen bedenlerin kurumayla doğal olarak korunmuş kaldığı görüldü. Antik Mısır tarihinin başından sonuna kadar kurak çöl koşulları, yoksul halkın gömülmesinde bir nimet olarak görülmeye devam etti. Çünkü, zengin sınırların yaptığı gibi ayrıntılı ve dolayısıyla pahalı defin işlemlerine olanakları yoktu. Varlıklı Mısırlılar ölülerini taş mezarlarda gömmeye başladılar. Sonuçta insan eliyle mumyalamayı kullandılar. Bu işlemlerde iç organların çıkartılması gerekiyor, beden ketenle sarılıyor ve dikdörtgen biçimli taş lahitle ya da tahta tabutla gömülüyordu. Dördüncü Hanedanlık’tan itibaren bazı iç organlar, özel toprak kavanozlarda korunduYeni Krallık’la itibaren antik Mısırlılar mumyalama işlemlerini yetkinleştirdiler, bir sanat haline getirdiler. En gelişkin teknikte, işlemler 70 günü buluyordu. İç organların yine çıkarılması gerekiyordu. Beyin, burun kanalından özel aletlerle çıkarılıyor ve vücut, natron adı verilen bir tuz karışımı içinde kurutuluyordu. Beden daha sonra ketenle sarılıyor, koruyucu muska kuşaklarıyla donatılıyor, insan şeklinde ve boyanmış, süslenmiş bir tabuta yerleştiriliyordu. Geç Dönem mumyaları da keten ya da papirüs katmanlarından yapılan ve koruyucu bir macunla kaplanan özel malzemelerle defnedildi. Kullanılan koruma uygulamaları Ptolemaik ve Roma dönemlerinde geriledi, süslenen mumyanın dış görünüşü daha fazla önem kazandıFakat tüm ölülerin mezarlarına, sosyal durumları ne olursa olsun bir şeyler kondu. Yeni Krallık’la birlikte mezarlara Ölüler Kitabı da bırakıldı. Ayrıca, öbür dünyada kendilerine hizmet edeceğine inandıkları küçük biblolar olan Uşabtiler de konuldu Daha sonra mezar yakınları tarafından zaman zaman mezara yiyecek götürülüyor ve ölü adına dualar okunuyorduToplumsal Yapı Yeni Krallık Dönemi’nde Mısır’da bürokrasi ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuştu. En önemli makamlardan birisi kâtiplikti. Katipler bir okul sistemi kurmuşlar ve soyluların eğitimiyle ilgilenmişlerdir. Eğitim ise dil ve hitabet üzerineydi. Diğer güçlü kesim ise rahiplerdir. Ancak kâtipler zorunlu askerlikten muaf iken, rahipler değildi. Yine de rahiplerin ayrıcalıklı bir konumu tarım yapan halkın kendilerine ait arazileri vardı. Özel mülk gelişmişti ancak bu kişilerin zengin ya da güçlü olması zordu çünkü tarımın kaynağı sulama sistemi Firavunların kontrolündeydi. Ticaret ise rahiplerin elindeydi. Bu nedenle tüccar ve zanaatçıların etkinliği yerel, küçük pazarlarla sınırlı kaldı. Ordunun en büyük askeri kaynağı ise köylülerdi. Mısır’da köle sistemi vardı;ancak angarya işlerini özgür köylüler yapmak zorundaydı. Köleler daha çok üst sınıfı oluşturan ailelerin evinde yer egemen bir toplum olan Mısır’da kadının konumu, erkeğe mutlak bağlılık değildi. Mısır yasaları boşanmak hakkını kadına da tanımıştı. Özellikle ölü gömme kültünde kadınların erkeklerle eşit muamele görmesi, kadının toplumdaki yerinin önemini yaşam Antik Mısır’ın en eski dönemlerinde çiftçiler toprağa bağlıydı. Kerpiçten, gündüzün sıcağında görece serin kalacak barınaklarında, en yakın aile üyeleriyle sınırlandırılmış olarak yaşamaktaydılar. Her barınakta, ekmek pişirmek için küçük bir ocak ve tahılı öğütmek için bir değirmen taşı bulunan açık çatılı bir mutfak bulunurdu Duvarlar beyaz boyalıydı ve boyalı keten duvar kumaşları ile kaplı da olabiliyordu. Taban, hasırla kaplı olurdu ve ev eşyası olarak tahta tabureler, sedirler ve sehpalar bulunurduEski Mısırlılarda temizlik ve görünüm, büyük önem taşırdı. Çoğunlukla Nil’de, hayvansal yağ ve kireçtaşı tozundan yapılan yumuşak sabun kullanılarak yıkanılırdı. Erkekler temiz kalmak için tüm bedenlerini traş eder, kötü kokuları gidermek ve cildi yumuşatmak için kokulu merhem ve parfüm kullanırlardı Giysiler beyazlatılmış basit keten kumaştı. Üst sınırlardan hem kadınlar hem de erkekler peruk takar, mücevher ve kozmetik malzemeler kullanırlardı. Çocuklar, ergenlik çağına kadar, çoğu kez 12 yaş, çıplak dolaşırlar ve erkek çocuklar sünnet edilir ve başları kazınırdı. Babalar ailenin geçimini sağlarken anneler çocukların bakımından sorumluydularGünlük beslenmenin en önemli kısmı ekmek ve biraydı. Ek olarak soğan, sarımsak gibi sebzeler ve hurma, incir gibi meyveler de yenilirdi. Balık, et ve kümes hayvanlarının eti, tuzlanmış ya da kurutulmuş olarak tutulur, güveçte pişirilir ya da ızgarada kızartılırdı İmkanları olanlar için, müzik ve dans aranan eğlencelerdi. İlk müzik aletleri flüt ve arptı. Daha sonraları trompet, obua ve boru benzeri müzik aletleri yaygınlaştı. Yeni Krallık döneminde Mısırlılar zil, tef, davul ve Asya’dan getirilen lavta ve lir gibi çalgıları da kullandılar Sistrum adı verilen bir çalgı ve çıngırak da, özellikle dini ayinlerde önem taşıyordu.
eski mısırlılar dünyanın şeklini nasıl olduğunu düşünüyormuş